
0 görüntülenme
PANDEMİDE BİZE NE OLDU?
Pandemiyi “Ucuz atlattık…” gibi bir aptallık içindeyiz. Oysa kendimize sormamız gereken sorular var.
Kimse neden günlerce, çeşitli bahaneler ile sokağa çıkma yasağı uygulandığını sormuyor.
Binlerce insanın neden öldüğü hakkında tam bir açıklama veya yorum yok.
Biz acaba yeşil gezegene ne tür bir kötülük yaptık ta bir sürü garip olay ile, deprem, sel, kuraklık gibi birbirine zıt felaketlerle karşı karşıyayız?
Son dönemleri gözden geçirince çevreme bakıyorum da hiç te ucuz atlatılmış bir olay yok. Her aileden –bizimki de dahil- en az iki kişi bu salgına, depremlere, sel felaketlerine kurban gitmiş. Yeküne vurunca hiç te öyle azımsanacak bir ucuzluk yok… Uzun bir süredir tartılmayı da ihmal etmişiz. Kilomuzu kontrol ettiğimizde yetmişlerden doksanlara çıkmışız. Uzun yürüyüşler, dağ tırmanışları, yüzme maratonları yapamıyoruz. Ayaklar kitlenmiş, kalp ve damar hastalıkları çoğalmış. Hareketsizliğin getirdiği obezite sadece bizim değil, yeni yetişen tüm çocukları sarmış.
Dahası; dünya birkaç yılda daha hızlı bir çevre kirliliğine uğramış… Buzullar bile daha hızlı erimiş, mevsimler değişmiş. Kurak bölgelere beklenenden fazla yağmur yağmış, sel baskınlarına uğramış. Buna rağmen Barajlarda su seviyeleri hızla azalmaya, göller ve göletler kuruyup; haritadan silinmeye, deniz kenarlarında metrelerce çekilmeler yaşanmaya, plastik kirliliği artıp, balık çeşitliliği azalıp, su canlıları yok olmaya devam etmiş
İnsanlarda genel bir yorgunluk, hastalık hali, isteksizlik ve dünya kurallarına itaatsizlik almış yürümüş.
Bunlar bizim erişebildiklerimiz. Kim bilir daha neler var neler?
***
Geçen gün ilaçlarımı biriktirdiğim koliye şaşkınlıkla bakakaldım. En az yarım çuvalını tüketmiş, geri kalanını biriktirmişiz. Doğrusu dehşete kapıldım. Çünkü ben ilaç karşıtı bir insandım... Bunların yan etkileri ve vücutta ki birikimleri bir yana ilaçların maliyetini düşündüm. Evet, bunların çoğunu devlet ödüyor ama; yol su elektrik olarak bize dönmesi gereken vergiler ilaç şirketlerinin kasalarını dolduruyor. Bu ziyankarlıkta bizimde payımız olduğunu düşünüyorum.
Kısacası Dünyayı ele geçiren yeni hastalık ve ilaç bulma döngüsüne nasıl katkıda bulunduğumuzu fark ettim.
***
Su hayattır diyoruz ya.
Farkında mısınız bilmiyorum ama, Büyük şehirlerde su sadece temizlik için kullanılıyor. Musluktan akanı kimse içmiyor. Damacana suları balkonlarda sıralanmış.
Yeraltı suları şehir şebekesine basıldığı için belediyeler farklı açıklamalar yapsalar da sağlıklı değil. Bu nedenle dağlarımızdan çıkan pek çok kaynak ve pınarların suları, şişe suyu şebekelerine peşkeş çekildiği için farklı fiyat ve değişik isimler ile piyasada satılıyor. Bu ticari olayın doğal sonucu pınar ve kaynak sularının beslediği ormanlar, dereler susuzluktan kurumaya başlamış. Su bulamayan vahşi yaşam ise tehlikeye girmiş. Yerine konması imkansız eksilmeler yaşıyoruz.…
Hızla artan göçmen sayıları nüfus planlamasını alt üst etmiş. Artık şehirlere sığamıyoruz. Göçmenlere yeni yerleşim alanları üretilmediği için, müteahhitler binaları enine değil boyuna ve çok katlı olarak yükseltmeye devam ediyorlar.
Kiralar ateş pahası. Birde üstüne üstlük deprem korkusu binince yandı bizim keten helva…
Buna rağmen ne hikmetse Sokaklar arabadan geçilmiyor. Araç yoğunluğu dikkate alınıp Yeterli otopark üretilemiyor. Trafik polisleri adeta şehri trafik magandalarına teslim etmiş durumdalar. Sabah ve akşam saatlerinde, trafiğin yoğun arterlerinde göremiyoruz.
Otopark temin etmek devletin görevi… Dünya kadar araç vergisi ödüyoruz ya… Ancak şehir planlamacılara kimse aldırmıyor, istatistikçilerin önerilerine kulak asılmıyor. Topu belediyelerde. Araba fabrikaları birbiri ile yarışırcasına üretime devam ediyorlar. 100 liralık arabayı 500 liraya satmaya alıştıkları için keyifleri yerinde. Oysa şehirlerin pek çoğunda belediyeler yeterli bütçeye sahip olmadıkları için otopark üretemiyorlar l…
Depremde üst üste yapılan binlerce bina çöktü. Binlerce insanla birlikte arabalar da enkaz altında kaldı. Bu kadar boş arazi olduğu halde insanların neden yan yana değil de üst üste yaşamak için trilyonlar harcadığını anlayamıyorum.
***
Kendi tarım ve hayvancılığımızı her iktidar döneminde ustalıkla azaltmayı, dışarıdan ürün satın almayı başarıyoruz. Sorgulayın bakalım. Geçenlerde ithal çiçek yağı hakkında yazılanları okuyunca dehşete düştüm. Ne oldu bizim ay çiçeği tarlalarımıza? Dışarıdan tankerlerle niçin su gibi yağ getiriyoruz?
Gelirlerimiz kira, doğalgaz, elektrik, su parası ve ulaşım giderlerine endekslenmiş durumda… Eğer emekli maaşımız bunları öder, geriye para kalır ise beslenmeye harcıyoruz. Giysi, gezi, tatil ise tam bir hayal kırıklığı…
Bir yanda ziyafet sofraları, öte yanda karnını doyurmak için çöpten karın doyurmaya veya dilenenlerin manzaraları…
Geçtiğimiz gün telefonum çaldı. Seçim anketi yapıyorlarmış. İktidar adayı bir partinin araştırmacısı sıkıcı bir yığın sorular sordu. Sonunda sıkıldım… Seçim bölgemin milletvekillerinin kimler olduğunu yeni öğrendim. Oy kullanacağım adayları tanımadığımı söyledim. Israrla hangi partiye oy vereceğimi sordular. Bu bir dayatma sorusu… Bu güne kadar ne gibi faydalı işler yaptığını bilmediğim kişilere oy vermem gerekiyor. Eskiden adaylar kahve veya mahalle toplantıları yapar; kendilerini tanıtır, hatta kapı-kapı dolaşıp, seçmenin nabzını tutarlardı.
Bu konularda sorduğum hiçbir soruya yanıt alamadım. Araştırmayı yapan arkadaşın üniversite öğrencisi olduğunu; harçlığını çıkartmak için bu ankette görev aldığını öğrenince lafı uzatmadım. O bana ne söyleyebilirdi ki?
Eskiden yurt içi ve dışında hangi sandıkta kaç kişinin oy kullanacağı bilinirdi. İlgililerde bu sorulara cevap veremiyorlar. Az buz değil. Bazı illerimizin nüfusu kadar, seçimin kaderini etkileyecek yurt dışı oyu var. Türkiye’de yaşamadıkları halde ülkenin kaderini belirleyecek yönetimi seçecekler.
***
Hangi iktidar gelirse gelsin, her beş yılda bir bu aymazlıktan kurtulmayı ümit etmek kaderimiz oldu. Size sunulanın dışında bir alternatifiniz yok. Bu yangın yerinde yaşamaya çalışmak, her şeye rağmen görev olmaya devam ediyor…
Hadi bakalım. Söyleyin bana… Pandemide bize ne oldu? Düşünme becerimizi de mi kaybettik… Mesele iktidar-muhalefet meselesi değil.
Ülke insanının olan bitenden nasıl etkilendiği, seçtiği insanlara oy vermek dışında itiraz edemeyecekleri bir sistemin olması…
Sonuçları ne kadar zor kabulleneceğimiz ortada…
Birileri bizim irademizi, bizim dahlimiz olmadan kullanıyor.
Taner TÜMERDİRİM
[email protected]





Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…