İstanbul, bir zamanlar sadece bir şehir değil, bir kültür, bir tarih, bir kimlikti. Onun sokakları, mahalleleri, insanları, geçmişiyle bir bütün halindeydi. Her köşe başında bir hikâye, her duvarda bir anı saklıydı. Ancak son altmış yıldır, taşradan gelenlerin etkisiyle İstanbul’un o kadim dokusu hızla değişti. Şimdi, eski İstanbul’u arayanlar, yalnızca hüsranla karşılaşıyor. Çünkü İstanbul’un kalbi, taşradan gelenlerin “hanzoluğu” ile yavaşça yok oldu.