Ramazan geldi, hoş geldi. Ramazanın gelişi toplumumuzda yediden yetmişe neredeyse herkesi heyecanlandırır. Çünkü bu ayda; insanların çocuklukları, bugünleri, gelecekleri var. İnsanlar yaşlandıkça geçmişe özlemleri güçlenir. Bu özlemin de en önemli, mutlulukla dolu anıları çocukluk dönemindedir. Çocukluk, kişinin erincinin sonsuz olduğu cennetidir diyebiliriz.

Ramazanın paylaşımcılığı, toplumsal dayanışmacılığı çocukların mutluluğuna mutluluk katar. İftar sofralarında her lokmanın paylaşılması, yiyip içerken kalabalığın verdiği mutluluğun, iç erincin ölçüsü ne derece yüksek olduğu belirlenemez. Çocukların sahura kalkması hem bir oyun hem de bir görevdi. Bu nedenle yaşı kaç olursa olsun çocuklar, sahura kalkmak için can atardı. Bazı anne ve babalar, çocuklarının uykusu bölünmesin diye sessizce kalkarlardı sahura. Tilki uykusuna yatan çocukların çoğu, evdekilerin sahura kalktığını anlarlardı tıkırtılı ayak seslerinden. Çünkü o yılarda evleri döşemeleri tahtadandı. Bir de onları uyandıran eve yayılan tavada erimekte olan tereyağının iştah kabartıcı kokusuydu.