DELİCE AĞAÇLARINDAN MARSHALL PLANI'NA UZANAN BİR STRATEJİK KÖRLÜK HİKÂYESI | ha-ber
·12 görüntülenme
DELİCE AĞAÇLARINDAN MARSHALL PLANI'NA UZANAN BİR STRATEJİK KÖRLÜK HİKÂYESI
Ağaç Değil, Gelecek Yakıldı
-Anadolu, binlerce yıldır zeytin ağacının yurdudur. Ege'nin yamaçlarında, Akdeniz'in kıyılarında ve Güney Marmara'nın bereketli topraklarında kök salan zeytin, yalnızca bir tarım ürünü değil, aynı zamanda bir medeniyetin, bereketin ve barışın sembolü olmuştur. Ne var ki bu kadim miras, yakın tarihte hak ettiği değeri her zaman görememiştir. Bir dönem odun kömürü olarak İspanya’ya gönderilmiş, başka bir dönemde ise "zararlı yağ" söylemleriyle sofralardan uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Böylece Anadolu'nun binlerce yıllık zeytin kültürü, kısa vadeli ekonomik tercihlere ve Marshall Planı sonrasında değişen tarım ve tüketim politikalarının gölgesinde ağır bedeller ödemiştir-
Osmanlı İmparatorluğu (Devlet-i Âliye-i Osmaniye) yıkıldıktan sonra İspanya bu tarihî kırılmayı zeytin ve zeytinyağı üretiminde kendi lehine çevirmek istedi. Çünkü Osmanlı, o günün şartlarında zeytin ve zeytinyağı üretiminde dünyanın en güçlü ülkelerinden biriydi. İspanya'nın asıl hedefi bu alanda birincilik koltuğuna oturmaktı. Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan ekonomik sıkıntılar ve dönemin tarım politikaları, bu stratejiyi uygulayabilmesi için ona önemli bir fırsat sundu.
Tarih, yalnızca savaş meydanlarında kazanılan ya da kaybedilen zaferlerle yazılmaz. Bazen bir milletin kaderi, toprağındaki bir çalının, doğasındaki bir yabani ağacın değerini bilip bilmemesiyle de belirlenir. Nitekim 1940'lı yılların sonlarında İspanya, "otoyol dolgusu" ve "sanayi kömürü" gibi gerekçelerle Anadolu'nun kadim delice (yabani zeytin) ağaçlarına talip oldu. İskenderun'dan Saros Körfezi'ne kadar uzanan sahil şeridindeki milyonlarca yabani zeytin ağacının kömürünü istedi. Türkiye ise bu talebi, büyük bir ihracat fırsatı olarak gördü ve memnuniyetle kabul etti.
Dışarıdan bakıldığında bu, sıradan bir hammadde ticareti gibi görünüyordu. Oysa perde arkasında çok daha büyük bir strateji vardı. Küresel zeytinyağı pazarındaki üstünlüğünü kalıcı hâle getirmek isteyen İspanya, geleceğin en değerli tarımsal sermayesine sahip olmak için kolları sıvamıştı.
Anadolu'nun yabani zeytinleri sıradan ağaçlar değildi. Kuraklığa dayanıklı, hastalıklara karşı dirençli ve binlerce yıllık bir genetik mirasın taşıyıcısıydılar. Türkiye yabani zeytinleri değersiz çalılar olarak gördü. Kesti, söktü, kömür haline getirdi ve İspanya'ya gönderdi. Kısa vadeli döviz gelirlerinin cazibesine kapılarak uzun vadeli servetimizi tüketti, bir avuç sıcak para uğruna yüzyılların birikimini harcayıverdi…
Bugün geriye dönüp baktığımızda daha iyi anlıyoruz ki kaybettiğimiz sadece ağaçlar değilmiş; geleceğimizin önemli bir parçasını da kaybetmişiz. Ortaya çıkan tabloyu tek kelimeyle "ihanet" diye nitelendirmek de, yalnızca "cehalet" diyerek geçiştirmek de doğru olmasa gerektir. Ama temel meselenin de, derin bir stratejik körlük ve tarımsal vizyonsuzluk sarmalından kaynaklandığını da yazmak gerekir. İspanya geleceğin paha biçilmez cevherini adeta bedavaya toplarken, biz avucumuzdaki pırlantayı o günün şartlarında değersiz bir maden gibi gördüşüz.
Şimdi gelin; Marshall Planı'nın oluşturduğu ekonomik atmosfer içinde şekillenen tarım politikalarını, yabani zeytin ağaçlarının neden hedef seçildiğini ve bu politikanın arkasındaki gerçek amaçları birlikte inceleyelim.
İspanya’nın Asıl Amacı Neydi?
İspanya, resmî açıklamalarında Türkiye'den ithal ettiği yabani zeytin ağacı kömürünü otoyol yapımında ve sanayi üretiminde kullanacağını beyan etmiş. Ancak dönemin gelişmeleri, ekonomik sonuçları ve sonraki yıllarda ortaya çıkan değerlendirmeler birlikte ele alındığında, bu ticaretin yalnızca sanayi ihtiyacını karşılamaya yönelik olmadığı anlaşılmaktadır. Pek çok değerlendirmeye göre asıl amaç, küresel zeytinyağı pazarındaki üstünlüğü korumak ve gelecekte ortaya çıkabilecek güçlü bir rakibi daha doğmadan etkisiz hâle getirmekmiş.
Akdeniz iklimine en üst düzeyde uyum sağlayan delice (yabani zeytin), hastalıklara karşı direnciyle kültür zeytinlerinin aşılanmasında son derece verimli bir ağaçtır. Anadolu ise dünyanın en zengin yabani zeytin varlığına ev sahipliği yapan bölgelerinin başında gelmektedir. Bu benzersiz doğal gen havuzu, gelecekte kurulabilecek devasa bir zeytin ve zeytinyağı endüstrisinin temelini oluşturacak kadar stratejik bir kaynaktır. Bugün geriye dönüp baktığımızda, İspanya’nın bu potansiyelin çok önceden bilincinde olduğu açıkça görülmektedir.
İşte bu yüzden bazı araştırmacılar, İspanya'nın Anadolu'daki deliceleri hedef seçmesinin rastlantı olmadığını söylüyor. Eğer milyonlarca delice aşılanıp üretime dahil edilseydi, Türkiye Akdeniz zeytinyağı piyasasında çok güçlü bir üretici olabilirdi. Bu durumun İspanya'nın uzun vadeli liderliğini tehlikeye atacağı da ortadaydı. Dolayısıyla, bu delicelerin kömür yapılarak ihraç edilmesi sadece sıradan bir ticaret değil, geleceğe yönelik stratejik bir oyundur. Sonuç olarak kazanan Türkiye değil, İspanya olmuştur.
Peki Türkiye bu talebi neden kabul etti?
Bu durumun arkasında, dönemin zorlu ekonomik şartları ve tarımsal vizyon eksikliği temel bir rol oynamıştır. O yıllarda Türkiye, ciddi bir döviz darboğazı yaşayan ve dış ticaret dengesi son derece kırılgan olan bir ülkeydi. İspanya'nın odun kömürü için o günün piyasa koşullarına göre yüksek fiyatlar teklif etmesi, hükümet tarafından kaçırılmaması gereken önemli bir ihracat fırsatı olarak değerlendirildi.
Aynı süreçte tarım bürokrasisi ve vizyondan yoksun karar vericiler, doğada kendiliğinden yetişen yabani zeytinleri (deliceleri) ekonomik değeri olmayan, arazileri işgal eden yabani çalılar olarak görüyordu. Onların gözünde bu ağaçlar, üretime katkı sağlamayan birer engel niteliğindeydi. Dolayısıyla, değersiz kabul edilen bir bitki örtüsünün kesilerek karşılığında sıcak döviz girişi sağlanması, son derece rasyonel bir ekonomik tercih olarak kabul edildi.
Ne var ki en büyük stratejik hata tam da bu noktada yapıldı. Türkiye, elindeki bu ağaçların sadece basit birer odun olmadığını; aksine gelecekte milyarlarca dolarlık devasa bir zeytin ve zeytinyağı pazarını inşa edecek eşsiz bir genetik miras barındırdığını fark edemedi. İspanya bu ağaçlarda yarının küresel gücünü ve potansiyelini okurken, Türkiye yalnızca o anki kömür fiyatının getireceği kısa vadeli kazançla yetindi.
Marshall Planı'nın Rüzgârı ve Tarım Politikaları
Türkiye, 3 Temmuz 1948 tarihinde ABD ile imzalanan ekonomik iş birliği anlaşmasıyla doğrudan Marshall Planı kapsamına alınmıştır. Bu tarihten itibaren Türkiye'nin Marshall Planı'nın da etkisiyle hızla mekanize tarıma geçtiği yıllardı. Teraktörleşme teşvik ediliyor, yeni tarım alanları açılıyor, fundalıklar ve doğal bitki örtüsü büyük ölçüde temizleniyordu. O dönemde "yabani" kabul edilen alanların ortadan kaldırılması, kalkınmanın ve modernleşmenin doğal bir parçası olarak görülüyordu.
İspanya'nın talebi de bu dönemin tarım anlayışıyla örtüşüyordu. Delicelerin kesilmesi yalnızca ekonomik kazanç sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda yeni tarım alanları açıldığı düşüncesiyle ilerleme olarak da değerlendiriliyordu.
Döneme ilişkin anlatımlar ve çeşitli tanıklıklara göre, ilerleyen yıllarda Türkiye'de görev yapan bazı yabancı uzmanlar ile ziraat çevrelerinde, İspanya'nın ithal ettiği kömürleri sanayide kullanmadığı; esas hedefin Türkiye'nin zeytin potansiyelini zayıflatmak olduğu yönünde değerlendirmeler yapılmıştır. Ancak bu kanaat yaygınlaştığında artık çok geçti. İskenderun'dan Saros Körfezi'ne kadar uzanan sahil şeridindeki milyonlarca köklü delice ağacı kesilmiş, kömür haline getirilmiş ve limanlardan gemilere yüklenmiş ve geri dönüşü mümkün olmayan büyük bir doğa miras kaybedilmişti.
Anadolu, binlerce yıldır zeytin ağacının yurdu olmuştur. Ege'nin yamaçlarında, Akdeniz'in kıyılarında ve Güney Marmara'nın bereketli topraklarında yetişen zeytin, yalnızca bir tarım ürünü değil; aynı zamanda bir medeniyet sembolü olarak kabul edilmiştir.
Osmanlı Devleti döneminde zeytin ve zeytinyağı, hem iç tüketimde hem de dış ticarette önemli bir yere sahipti. Ayvalık, Edremit, Aydın, Muğla ve İzmir çevresi imparatorluğun başlıca üretim merkezleri arasında bulunuyordu.
Meselenin bir başka yönü ise "yabani zeytin" ağacının mahiyetidir
Delice sıradan bir ağaç değildir. Aşılandığında kısa sürede verimli bir zeytin ağacına dönüşebilen doğal bir ağaçtır. Bu sebeple yabani zeytin ağacının değeri yalnızca odununda kömüründe değil, gelecekte meydana getireceği zeytinliklerdedir.
Benzer şekilde, meşhur "Zeytinyağlı Yiyemem Aman" türküsünün zeytinyağını itibarsızlaştırmak amacıyla kullanıldığı yönünde görüşler de bulunmaktadır.
Dolayısıyla bugün elimizde iki farklı durum vardır:
Birincisi; yıllardır anlatılan, birçok kişinin doğruluğuna inandığı güçlü bir tarihî hafıza.
İkincisi ise; bu hafızayı kesin olarak doğrulayacak birincil devlet belgelerinin henüz ortaya çıkarılamamış olması.
Bu sebeple bu yazının amacı hüküm vermek değildir.
Amacımız ne inkâr etmek ne de efsane üretmektir.
Amacımız soru sormaktır.
Soru şudur:
İspanya’nın bu talebi hangi makamlar tarafından kabul edildi?
Ne kadar kömür ihraç edildi?
Kaç yaban zeytin ağacı kesildi?
Bu ticaretin Türkiye zeytinciliği üzerindeki etkileri ne oldu?
Bu soruların cevapları Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri'nde, TBMM tutanaklarında, Ticaret Bakanlığı kayıtlarında ve dönemin resmî yazışmalarında saklı olabilir.
Belki de artık yapılması gereken şey yeni tartışmalar üretmek değil, eski dosyaları yeniden açmaktır.
Çünkü bir millet geçmişini ancak belgelerle konuşabildiği ölçüde sağlıklı bir gelecek kurabilir.
Son Söz
Cumhuriyet dönemi zeytinciliğini inceleyen akademik çalışmalar, dönemin tarım politikalarını, zeytin üretimindeki gelişmeleri ve kullanılan resmî arşiv belgelerini ayrıntılı biçimde ortaya koymak gerekir.
Ve zeytin ağacı…
Hâlâ Anadolu'nun sessiz şahidi olarak ayaktadır. Belki de bize şunu söylemektedir:
"Beni odun sandınız, kömür haline getirip sattınız, oysa ben bu toprakların geleceğiydim…"
Rüştü KAM
KAYNAKÇA
Resmî Belgeler ve Akademik Çalışmalar
1.Nadir Yurtoğlu, Türkiye'de Zeytin ve Zeytinyağı Üretimi (1923–1960), DergiPark. (Cumhuriyet Arşivi belgeleri, TBMM Zabıt Ceridesi, Resmî Gazete ve dönemin tarım-ekonomi yayınlarına dayalı akademik çalışma.)
2.TBMM Zabıt Ceridesi (1923–1960 yılları arasında zeytincilik ve tarım politikalarına ilişkin görüşmeler).
3.Cumhuriyet Arşivi Belgeleri (Zeytincilik, tarım politikaları ve ihracat uygulamalarına ilişkin belgeler.)
4.Resmî Gazete (1923–1960 döneminde yayımlanan zeytincilik ve tarım mevzuatı.)
5.Horticultural Studies dergisinde yayımlanan Türkiye'de zeytin genetik kaynakları, delice (oleaster) ve anaç özelliklerine ilişkin bilimsel makaleler.
Sektörel Yayınlar ve Köşe Yazıları
6.Zeytin Marketi, delice ağaçlarının kömür olarak ihracı ve İspanya iddiasını aktaran sektörel değerlendirmeler.
7.Yalçın Doğan, "Delice Zeytin Ağaçları Nasıl Yok Edildi?", T24.
8.Serdar Şahinkaya, "Gıda Emperyalizmi", soL Haber.
İleri Araştırmalar İçin
•Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı
•Tarım ve Orman Bakanlığı arşivleri
•İspanya Ulusal Arşivi (Archivo General de la Administración)
•FAO tarihî zeytin üretim istatistikleri
•Uluslararası Zeytin Konseyi (International Olive Council – IOC) tarihî raporları
Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…