Geçmişten Bugüne Anadolu'nun Aynasında Bir Vicdan Muhasebesi Anadolu’nun Hafızası Anadolu, sıradan bir coğrafya değildir. Bu topraklar; imparatorlukların yükselişine, çöküşüne, savaşlara, isyanlara, acılara ve büyük umutlara tanıklık etmiştir. Yüzyıllar boyunca farklı hanedanlar gelip geçti. Kimi adaletle anıldı, kimi zulümle. İnanç, kimi zaman insanı yücelten bir değer olurken, kimi zaman da siyaset uğruna istismar edilerek toplumun önüne engeller konuldu.

Osmanlı Devleti'nin son döneminde yaşanan ağır yenilgiler, işgaller ve çaresizlik, milleti tarihinin en karanlık günleriyle baş başa bıraktı. Anadolu  emperyalisler işkal etti ,İstanbul işgal altındaydı. Umutlar tükenmiş, devlet dağılmanın eşiğine gelmişti.

 

Kurtuluş Meşalesi

İşte tam da o günlerde, milletin bağrından bir asker çıktı: Gazi Mustafa Kemal Atatürk.

O, yalnızca savaş meydanlarının komutanı değildi; milletine yeniden özgüven kazandıran, bağımsızlığın ancak milletin iradesiyle korunacağını bilen büyük bir devlet adamıydı.

Samsun'da yakılan kurtuluş meşalesi, Amasya'da, Erzurum'da, Sivas'ta büyüdü; Sakarya'da destan yazdı, Dumlupınar'da zafere ulaştı. Ardından dünyaya örnek olacak bir Cumhuriyet kuruldu.

Atatürk'ün şu sözü, bugün de yolumuzu aydınlatmaktadır:

"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir."

Bir başka sözü ise adeta bugünü anlatmaktadır:

"Cumhuriyeti biz kurduk; onu yaşatacak ve yükseltecek olan sizlersiniz."

 

Bugünün Türkiye’si

 

Peki bugün kendimize şu soruyu sormuyor muyuz?

Cumhuriyeti gerçekten koruyabildik mi?

Bugün siyasetin dili sertleşmiş, toplum kutuplaşmış, hukuka olan güven tartışılır hâle gelmiş, ekonomik sıkıntılar her eve dokunmuştur. Sanatçılar, gazeteciler, akademisyenler ve siyasetçiler hakkında yaşanan tartışmalar toplumun vicdanını yaralamaktadır.

Öte yandan din, inanç ve kutsal değerler üzerinden siyaset yaparak çıkar sağlayanlarla; Cumhuriyetin kurucusunun adını kullanıp onun ilke ve devrimlerinden uzaklaşanlar arasında yöntem bakımından ne yazık ki büyük benzerlikler oluşmuştur. Kutsalların siyasete, siyasetin de çıkarlara alet edilmesi bu ülkeye hiçbir zaman kazanç sağlamamıştır.

Cumhuriyetin kurucu partisi olan CHP'nin yıllardır yaşadığı iç tartışmalar da, milyonlarca seçmeni derinden üzmektedir. Eleştiri elbette demokrasinin gereğidir; ancak kişisel hesapların, parti ilkelerinin önüne geçmesi hiçbir kuruma fayda getirmez.

 

Asıl Mesele

Asıl mesele şudur: 

Toplum neden her geçen gün daha fazla ayrışıyor?

Neden liyakat yerine sadakat konuşuluyor?

Neden gençler geleceklerini başka ülkelerde arıyor?

Neden hukukun üstünlüğü yerine güç tartışılıyor?

Ve en önemlisi...

Suç kimde?

Suçu yalnızca siyasetçide aramak kolaydır.

Yalnızca muhalefette aramak da kolaydır.

Yalnızca iktidarda aramak da...

Oysa demokrasi, sadece yönetenlerin değil; seçenlerin, susanların, haksızlığa sessiz kalanların ve sorgulamayanların da ortak sorumluluğudur.

Atatürk'ün şu sözü belki de en büyük uyarıdır:

"Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur."

Bu söz, yalnızca savaş meydanları için değil; hukuk, demokrasi, bilim, eğitim ve özgür düşünce için de verilmiş bir mücadeleyi anlatmaktadır.

Ortak Sorumluluk

Cumhuriyet; kişilerin değil, milletin eseridir.

Devlet; partilerden büyüktür.

Millet; siyasetten üstündür.

Ve Türkiye Cumhuriyeti, ortak değerlerine sahip çıktığı sürece ilelebet yaşayacaktır.

Bugün gençlerimize düşen görev; kinle değil bilgiyle, nefretle değil akılla, öfkeyle değil hukukla hareket etmektir.

Çünkü Cumhuriyet ancak bilinçli nesillerin omuzlarında yükselebilir.

 

Son Söz

 

Son söz yine Gazi Mustafa Kemal Atatürk'e ait olsun:

"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır."

İşte asıl soru budur:

Cumhuriyeti kuranlar mı görevini yaptı, yoksa onu koruması gereken bizler mi görevimizi eksik bıraktık?

Suç kimde?

Bu sorunun cevabını, önce aynaya bakarak vermeliyiz.

Temel Işık

ha-ber.com