Medicana Kadıköy Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Doç. Dr. Ömer Kays Ünal, her kıkırdak hasarının protez gerektirmediğini belirtti. Özellikle erken dönemde saptanan lezyonlarda biyolojik tedaviler ve uygun rehabilitasyon programlarıyla hastaların şikayetlerinde azalma sağlanabiliyor.

Diz, kalça ve omuz eklemlerinde görülen kıkırdak hasarı; ağrı, hareket kısıtlılığı ve yaşam kalitesinde azalmaya neden olabiliyor. Erken ve orta evre osteoartrit (kireçlenme) hastalarında PRP, kök hücre uygulamaları ve diğer biyolojik yöntemler öne çıkıyor. Bu tedaviler, eklemdeki bozulma sürecini yavaşlatmayı ve protez ihtiyacını geciktirmeyi hedefliyor.

Doç. Dr. Ömer Kays Ünal, kıkırdak hasarının derecesinin tedavi planını belirleyen en önemli unsur olduğunu anlattı.

Ünal, kıkırdak dokusunun eklemlerin ağrısız ve akıcı hareketini sağlayan temel yapılardan biri olduğunu kaydetti. Bu dokunun kanlanması sınırlı olduğu için oluşan hasarın kendiliğinden iyileşmesi zorlaşıyor.

Spor yaralanmaları, menisküs problemleri, aşırı yüklenme, fazla kilo ve yaşa bağlı kireçlenme kıkırdak kaybına yol açabiliyor. Bu kayıp zaman içinde ilerleyebilir. Ünal, "eklem koruyucu" yaklaşımın ileri evrelerde doğrudan protez uygulamasına yönelmek yerine, uygun hastalarda biyolojik ve rejeneratif tedavilerle eklemin mevcut yapısını korumayı amaçladığını vurguladı.

Rejeneratif tedaviler, travmaya bağlı sınırlı kıkırdak hasarı olan genç ve orta yaş hastalarda daha başarılı sonuçlar verebiliyor.

Rejeneratif tedaviler, erken ve orta evre osteoartrit hastalarında ağrının azaltılması ve eklem fonksiyonlarının desteklenmesi açısından önemli bir seçenek olarak değerlendiriliyor. Ünal, "Protez ameliyatını geciktirmek isteyen 50-65 yaş arası bireylerde yaşam kalitesini korumaya yardımcı olabilen bu tedaviler, daha önce menisküs ameliyatı geçirmiş ve sonrasında kıkırdak sorunu gelişmiş hastalarda da uygun hasta seçimi yapıldığında fayda sağlayabiliyor." ifadelerini kullandı.

Eklem Koruyucu Tedavilerde Doğru Hasta Seçimi Önemli

Doç. Dr. Ünal, biyolojik tedavilerin zaman zaman "kıkırdağı tamamen yenileyen mucize yöntemler" gibi algılanabildiğini belirtti. Ancak bunun doğru bir yaklaşım olmadığını, bazı hastalarda ağrının belirgin şekilde azalırken, bazılarında daha sınırlı fayda görülebileceğini aktardı.

Ünal, temel amacın eklemdeki bozulma hızını azaltmak, fonksiyonu korumak ve uygun hastalarda protez ihtiyacını geciktirmek olduğuna dikkati çekti.

Tedavi sonrası süreçte düzenli egzersiz, kas güçlendirme, kilo kontrolü ve eklemi aşırı zorlayan aktivitelerden kaçınmak büyük önem taşıyor. Özellikle diz çevresi kaslarının güçlendirilmesi, eklem üzerine binen yükün azalmasına katkı sağlayabilir. Uzun süreli diz, kalça veya omuz ağrısı, merdiven inip çıkarken zorlanma, takılma hissi, şişlik ve hareket kısıtlılığı gibi belirtilerde ortopedik değerlendirme yapılması gerekiyor.

PRP, kök hücre uygulamaları ve diğer biyolojik yöntemler, uygun hastalarda ağrının azaltılması, fonksiyonun korunması ve protez ihtiyacının ertelenmesi açısından değerlendirilebilen eklem koruyucu seçenekler arasında yer alıyor. Ancak tedavi kararının, hastanın yaşı, şikayetleri, görüntüleme bulguları, eklem yapısı ve yaşam beklentileri birlikte değerlendirilerek kişiye özel planlanması büyük önem taşıyor.