Rektör Mahmud Güngör’e Hayırlı Olsun Ziyareti
Dostlarınızla yıllar sonra karşılaştığınızda, aradan geçen yılların aslında bazı şeyleri değiştirmediğini görürsünüz.
Makamlar değişmiştir, saçlara ak düşmüştür, hayatın yükü omuzlara biraz daha binmiştir. Fakat insanın derdi, davası ve istikameti değişmemişse sohbet kaldığı yerden devam eder.
Prof. Dr. Mahmud Güngör ile kırk yıl sonra yeniden bir masanın etrafında böyle bir sohbet yaptık.
18 Ağustos günü saat 14.00'te, Pamaukkale Üniversitesi Rektörü olarak makamında ziyaret ettim kendisini.
Kucaklaştık.
Sonra bir anda zaman tüneline girdik.
Kırk yıl geriye gittik.
“Ne çabuk geçmiş zaman” dedik.
Bir zamanlar aynı mekânlarda oturup memleketimizin üzerindeki karabulutları nasıl dağıtırız diye fikir yürütmüşlüğümüz vardı.
Biz o günlerde yalpalamadık.
Hak dedik, hukuk dedik.
Önce ahlak ve maneviyat dedik.
“Hak gelince batıl zail olur” dedik.
“Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk Sakarya” dedik. Sakarya'yı ayağa kaldırmaya çalıştık ve de kısmen kaldırdık.
Bugün geriye dönüp baktığımızda, o günlerde dökülen alın terlerinin, edilen duaların ve verilen mücadelelerin bir yerlere ulaştığını görmek beni mutlu ediyor.
Demek ki hulus-i kalp ile yapılan duaların da, samimiyetle verilen mücadelenin de bir karşılığı oluyormuş. Toprağa atılan tohumların fidan vermesi ve meyveye durması ne kadar da onurlandırıcı bir sonuçmuş...
KIRK YIL SONRA MAKAMINDA
Mahmud Güngör, o yıllarda da vatan, millet ve bayrak davasının yılmaz savunucularındandı.
Bugün onu Pamukkale Üniversitesi Rektörü olarak makamında ziyaret etmek benim için sıradan bir ziyaret değildi.
Bir bakıma kırk yıl önceki bir dostluğun, kırk yıl sonra başka bir sorumluluk makamında yeniden buluşmasıydı.
10 Nisan 2025'te Pamukkale Üniversitesi Rektörlüğüne atanan Prof. Dr. Mahmud Güngör, aradan geçen 365 günlük sürede üniversitede önemli değişikliklere imza atıldığını ifade etti.
Eski günleri andık.
Bugünü değerlendirdik.
Yapılan işlerin bereketiyle bugünlere gelindiğinin altını çizdik.
Mevlamıza binlerce kez şükrettik.
Bir saatin nasıl geçtiğini anlamadık bile.
Çaykur çayımızı içtik.
Sonra müsaade istedim kendisinden.
Atrılırken yazdığım iki eseri de kendisine takdim ettim:
Bir Hezarfenin Sergüzeşti (Hatırat) ve Modern Dinî Kılavuz.
Hatıra fotoğrafımızı çektirdik ve makamdan ayrıldım.
Ama zihnimde kırk yılın hatıralarından daha fazlası kaldı.
Bir de Pamukkale Üniversitesi'nin son bir yılı...
365 GÜNDE NELER YAPILDI?
Rektör Güngör'ün anlattıklarını dinlerken, bir üniversitenin bir yılda yalnızca bina ve proje değil, aynı zamanda bir yönetim kültürü oluşturabileceğini düşündüm.
İlk dikkat çeken konu “çalışma barışı”.
Yeni yönetim anlayışının merkezine katılımcı liderlik, şeffaflık, hesap verebilirlik ve kurumsal aidiyet konulmuş.
Bunun anlamı aslında çok açık:
Üniversitede herkesin kendisini kurumun bir parçası hissetmesi...
Yönetici ile çalışan arasında, akademisyen ile idare arasında güvene dayalı bir çalışma ortamının oluşturulması...Ne kadar da anlamlı bir yaklaşım.
Çünkü çalışma barışının olmadığı bir yerde huzurdan, verimlilikten ve nihayetinde kalıcı bilimsel başarıdan söz etmek kolay değildir.
Bir üniversitenin gücü yalnızca sahip olduğu binalarla, laboratuvarlarla, bütçelerle veya akademik unvanlarla ölçülmez. O kurumda insanların birbirine duyduğu güven de en az bunlar kadar önemlidir.
Çalışan kendisini değerli hissedecek, akademisyen önünü görebilecek, öğrenci kendisini güvende hissedecek.
Böyle bir ortam oluştuğunda üniversitenin üretme kabiliyeti de artar.
Bu bakımdan “çalışma barışı” ifadesini, bir yönetim sloganından ziyade üniversitenin geleceğini doğrudan ilgilendiren bir yönetim ilkesi olarak görmek gerekir.
KAMPÜSTE YATIRIM
365 günde üniversitenin fiziki altyapısında da ciddi bir hareketlilik yaşanmış.
İnşaatı devam eden 10 bin metrekarelik Diş Hekimliği Uygulama Hastanesi yeni binası bunlardan biri.
Hukuk ve Mimarlık Fakültelerinin yer aldığı toplam 12 bin metrekarelik yeni bina tamamlanma aşamasına gelmiş.Dd
Denizli Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu'nda 6 bin metrekarelik yeni eğitim alanları oluşturulmuş.
Kampüsteki yeşil alanların büyüklüğü ise 260 bin metrekareye çıkarılmış.
Bunlar kuru rakamlar değil.
Her biri öğrencinin daha iyi eğitim alacağı, akademisyenin daha iyi çalışacağı, üniversitenin daha nitelikli hizmet vereceği fizikî imkânlar demektir.
20 YIL SONRA AKADEMİK KRİTERLER YENİLENDİ
Bence 365 günün en önemli başlıklarından biri de akademik kalite alanındaki değişiklik.
Öğretim üyeliğine yükseltilme ve atanma kriterleri 20 yıl sonra ilk kez güncellenmiş.
Bu, üzerinde ayrıca durulması gereken bir konu.
Çünkü üniversitenin geleceğini belirleyen şey yalnızca binalar değildir.
Hangi akademisyenin nasıl yetişeceği, hangi ölçütlerle değerlendirileceği ve bilimsel kalitenin nasıl korunacağı da üniversitenin geleceğidir.
Son bir yılda 11 lisans ve 7 ön lisans programı olmak üzere 18 yeni akreditasyon alınmış ve akredite bölüm/program sayısı 20'ye çıkarılmış.
Yapay zekâ, dijital tarım ve mühendislik gibi geleceğin alanlarında da yeni açılımlar yapılmış.
BİLİMSEL ARAŞTIRMAYA 230 MİLYONLUK DESTEK
Üniversitenin bilim üretme kapasitesini artırmak için Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü üzerinden 230 milyon liralık bütçeyle 289 bilimsel araştırma projesine destek sağlandığı belirtiliyor.
TÜBİTAK, TÜSEB, Avrupa Birliği ve Teknoloji Transfer Ofisi kaynaklı projelerle birlikte araştırma faaliyetlerinin genişletildiği ifade ediliyor.
Burada özellikle öğrenci projelerinin desteklenmesini önemsiyorum.
Çünkü bilim insanı yetiştirmek, öğrenciyi daha üniversite sıralarındayken araştırmaya alıştırmakla başlar.
DÜNYAYA AÇILIYORUZ
Uluslar arası ilişkilerde önemli bir mesafe alındı. Pamukkale Üniversitesi, 41 ülkede 67 üniversiteyle iş birliği yürütüyor. Bu kapsamda imzalanan uluslararası anlaşmaların toplam sayısı ise 1470'e ulaştı. Böylece PAÜ'nün farklı ülkelerdeki üniversitelerle akademik ilişkileri ve uluslararası görünürlüğü güçlendiriliyor.
Bu rakamın anlamı yalnızca protokol sayısı değildir.
Öğrencinin farklı ülkelerden insanlarla tanışması, akademisyenin uluslararası bilim çevreleriyle ilişki kurması, üniversitenin dünyadaki görünürlüğünün artmasıdır.
Üniversite-sanayi ve kamu iş birliklerinde ise bir yıl içerisinde 54 kurumsal protokol imzalandı.
Bu da üniversitenin şehirden ve üretim hayatından kopuk bir yapı olmaması bakımından önemli.
Üniversite, şehrin içinde olmalı. Dukayısıyla, şehir de üniversitenin imkânlarından yararlanmalı.
SPORDA 82. SIRADAN 7. SIRAYA
Bir başka dikkat çekici gelişme spor alanında.
Pamukkale Üniversitesi'nin Türkiye Üniversite Sporları Federasyonu sıralamasında 82. sıradan 7. sıraya yükseldiği ifade ediliyor.
Üniversite sporcuları bir yıl içerisinde 10 altın, 11 gümüş ve 16 bronz olmak üzere toplam 37 madalya kazanmış.
Bu da öğrenci merkezli üniversite anlayışının sadece derslikten ibaret olmadığını gösteriyor.
Genç insanın bedeniyle, zihniyle ve ruhuyla bir bütün olarak yetişmesi gerekiyor.
SAĞLIKTA DİJİTAL DÖNÜŞÜM
Pamukkale Üniversitesi Hastanelerinde sağlık hizmetlerinin dijitalleştirilmesi ve hizmet kalitesinin artırılması yönünde çalışmalar yürütülüyor.
Karahayıt Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nin konaklamalı bir yapıya dönüştürülmesi için ihale aşamasına gelinmiş olması da Denizli açısından ayrıca önemli.
Çünkü Pamukkale'nin ve Karahayıt'ın sahip olduğu sağlık turizmi potansiyelinin üniversitenin bilimsel gücüyle birleşmesi, şehre ciddi katkı sağlayabilir.
KAMPÜSÜN KALBİ ATIYOR
Bir üniversitenin başarısını sadece akademik yayınlarla ölçmek de doğru değildir.
Öğrencinin kampüste ne kadar aktif olduğu da önemli. Bu alanda da ciddi bir hareketlilik var.
“Aile Yılı 2025” kapsamında 100'ün üzerinde, üniversite birimleri tarafından 200'ün üzerinde, öğrenci toplulukları tarafından ise 800'ün üzerinde etkinlik düzenlendi.
Kan bağışından sosyal sorumluluk çalışmalarına, eğitim faaliyetlerinden farkındalık etkinliklerine kadar yüzlerce çalışma yapıldı.
Yani kampüs sadece ders yapılan bir yer olmaktan çıkarılmaya çalışıldı.
ÜNİVERSİTELER YALNIZCA BİLGİ ÜRETEN KURUMLAR DEĞİLDİR
Üniversiteler aynı zamanda insan yetiştirir.
Bir mühendis yetiştirirsiniz; yalnızca matematik bilmesi yetmez, yaptığı işin insan hayatına dokunduğunu da bilmesi gerekir.
Bir doktor yetiştirirsiniz; yalnızca tıp bilmesi yetmez, merhamet sahibi olması gerekir.
Bir hukukçu yetiştirirsiniz; yalnızca kanunları bilmesi yetmez, adalet duygusu taşıması gerekir.
Bir akademisyen yetiştirirsiniz; yalnızca bilimsel başarıyı değil, hakikati aramayı da önemsemesi gerekir.
İşte bunun için üniversitelerimizde inançlı, ahlaklı, vatanını ve milletini seven insanların çoğalmasına ihtiyaç var.
Buradaki inanç, sadece şekilden ibaret bir dindarlık değildir.
İnanç; emanete sahip çıkmaktır.
Kul hakkından korkmaktır.
Yetkiyi nimet değil, sorumluluk bilmektir.
Bilgiyi kibirlenme aracı değil, insanlığa hizmet vesilesi görmektir.
İşini düzgün yapmaktır.
Doğruyu söylemektir.
Adaletten ayrılmamaktır.
Ve insanın eninde sonunda Allah'ın huzurunda hesap vereceğini unutmamaktır.
Üniversitelerimizin buna ihtiyacı var.
Çünkü bilgi ahlakla birleşmediğinde, insanlığa fayda sağlayabileceği gibi zarar da verebilir.
MAHMUD GÜNGÖR'ÜN ÖNÜNDE DAHA ÇOK İŞ VAR.
Bunu kendisi de biliyor.
Bir yıl içerisinde yapılanlar elbette kıymetli.
Ama üniversitenin meseleleri bir yılda bitmez.
Bir rektörün başarısı da yalnızca bir yıllık icraatla ölçülmez.
Asıl başarı, başlatılan işlerin sürdürülebilir hale getirilmesidir.
Kurulan sistemin kişilere bağlı kalmadan devam etmesidir.
İnsan yetiştirmektir.
Kalıcı bir çalışma kültürü oluşturmaktır.
Ve kendisinden sonra gelecek yönetime daha iyi bir üniversite bırakabilmektir.
Evet mahmud Hoca’nın önünde daha çok iş var. Ama zaman az ve çok hızlı geçiyor. Ben Mahmud Hoca'ya başarılar diliyorum.
Mahmut Hoca, önündeki süreyi sonuna kadar değerlendirmeli.
Karşısına çıkan engellerden yılmamalı.
Yapılması gereken ne varsa yapmalı.
Çünkü makamlar geçicidir.
Bugün oturduğunuz koltukta yarın bir başkası oturur.
Fakat üniversitede bıraktığınız eser kalır.
Yetiştirdiğiniz insan kalır.
Kurumsal kültür kalır.
Öğrencinin hayatına dokunduğunuz yer kalır.
KIRK YIL SONRA...
Kırk yıl önce aynı mekânlarda memleket meselelerini konuştuğumuz bir arkadaşımı, kırk yıl sonra Pamukkale Üniversitesi'nin Rektörü olarak makamında ziyaret etmek elbette beni duygulandırdı.
Ama beni asıl mutlu eden, yıllar önce konuşulan bazı meselelerin bugün başka bir zeminde karşılık bulduğunu görmekti.
Biz o günlerde de aynı şeyi söylüyorduk:
Bu ülkenin ayağa kalkması için iyi insanlara ihtiyaç var.
Ahlaklı insanlara ihtiyaç var.
İmanlı insanlara ihtiyaç var.
Çalışkan insanlara ihtiyaç var.
Bilgili ama bilgisini milletinin hizmetine sunan insanlara ihtiyaç var.
Bugün de aynı noktadayım.
Üniversitelerimizde bu insanların sayısı artmalı.
Çünkü Türkiye'nin geleceği teknolojiyle, binalarla, bütçelerle kurulamaz.
Bunların hepsine elbette ihtiyaç var.
Ama bütün bunları doğru istikamette kullanacak akademisyenlere ve yöneticilere daha çok ihtiyaç var.
MAHMUT HOCAM;
Yol uzun.
Yük ağır.
Sorumluluk büyük.
Pamukkale Üniversitesi'nin önünde daha yapılacak çok iş var.
Güzel olan şu ki, daha yolun başında önemli bir mesafe alınmış görünüyor.
Gerisi gayret...
Gerisi sabır...
Gerisi dua...
Ve elbette emek.
Kırk yıl önce söylediğimiz söz bugün de geçerli: “Hak gelince batıl zail olur.”
Yeter ki hakka hizmet edenler çoğalsın. Yeter ki üniversitelerimizin kürsülerinde ilimle beraber ahlak da konuşulsun.
Yeter ki gençlerimize yalnızca “Ne olacaksın?” diye değil,
“Nasıl bir insan olacaksın?” diye de sorulsun. Çünkü memleketi asıl ayağa kaldıracak olan yeni binalar değildir. İyi yetişmiş nesillerdir.
Ve belki de kırk yıl önceki duamızın bugün hâlâ en güzel karşılığı budur.
Mahmut Hocam yolun açık olsun. Ayağına taş değmesin...





Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!