Türkiye’nin önündeki en önemli sorunlardan biri yalnızca ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk ya da gelir dağılımındaki adaletsizlik değildir. Bunların yanısıra devletin hukukla ve demokratik kurumlarla yönetilmesi temel güvence altına alınarak, sürekliliğinin korunmalıdır.
Hukuk devletinin zayıfladığı, kurumların liyakatten uzaklaştığı, denetimin etkisizleştiği ve yurttaşın adalete güveninin sarsıldığı yerde yalnızca siyasi boşluk oluşmaz. O boşluğu cemaatler, tarikatlar, çıkar grupları, çeteler ve organize suç yapılanmaları doldurmaya başlar.
Cemaatler nasıl ve neden oluşur?
Cemaat veya dini toplulukların varlığı elbette tek başına suç değildir. İnsanların inançlarını özgürce yaşaması, örgütlenmesi ve ibadet etmesi demokratik toplumun doğal bir parçasıdır.
Cemaatler ve dini topluluklar: Siyasi, ekonomik, sosyal, hak ve özgürlüklerin yaşanıldığı bir ortamda; inanç özgürlüğünün ötesine geçilerek devlet gücüne paralel bir güç odağı haline geldiğinde dini duygulardan koparak devlet yönetimlerini hedeflerler.
Bir cemaat; eğitimden sağlığa, bürokrasiden yargıya, güvenlikten ekonomiye kadar kamu kurumlarında kendi kadrolaşmasını yaratıyor, kendi mensubiyetini liyakatin önüne koyuyor ve devlet olanaklarını grup çıkarları için kullanmaya başlıyorsa inanç özgürlüğü olmaktan çıkar. Mesele kamu düzeni ve demokratik devlet sorunu haline gelir.
Türkiye’de faaliyet gösteren cemaat liderleri öldüğünde geride bıraktıkları mirasları ahali kamuoyuna yansıdığı şekliyle biliniyor. Türkiye cumhuriyeti kurulduğunda bugüne faaliyet gösteren şirketlerin sermayesinden daha çok miras bırakan cemaat liderlerine sermaye akışı nereden geliyor? Ahali cemaat liderleri öldüğünde miras paylaşımı kavgalarını hayretle izliyor. Bu aşamada ne inanç, ne ahlak, ne saygı ne de insani değer… önemsenmiyor. Tek koşul miras bırakılan sermayeye sahip olmak.
Peki cemaatler bu sermayeyi nasıl bir araya getirebiliyorlar? Cemaatlerin hedefi müminleri bir araya getirmekken nasıl oluyor da bu kadar sermaye birikimini bir araya getiriyorlar?
Bu açıkça toplumun dini duyguları üzerinden kurgulanıp, sömürülmesi değil mi?
Laiklik tam da burada önem kazanır.
Laiklik dine karşı olmak değildir. Laiklik, devletin bütün inançlar karşısında tarafsız olması; yurttaşın inancı, mezhebi veya inançsızlığı nedeniyle ayrıcalık ya da dışlanma yaşamamasıdır.
Anayasa’nın 2. maddesi Türkiye Cumhuriyeti’ni demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlar. Ayrıca egemenliğin hiçbir kişi, zümre veya sınıfa bırakılamayacağını açıkça belirtir. (Anayasa Mahkemesi)
Çeteleri kim, neden korur?
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekir.
Bir ülkede suç örgütlerinin varlığı, tek başına devletin onları koruduğu anlamına gelmez. Ancak suç örgütleriyle mücadele eden kurumların içinde suçlulara bilgi sağlayan, soruşturmaları sabote eden, çıkar ilişkileri kuran veya kamu gücünü kötüye kullanan kişiler varsa mesele sıradan bir asayiş sorunu olmaktan çıkar.
Sorulması gereken:
Suç örgütlerinin devlet içinde bağlantıları var mı? Varsa bu bağlantılar nasıl oluşuyor, kimler tarafından korunuyor ve neden zamanında ortaya çıkarılamıyor?
Bu soruların cevabı söylentilerle, siyasi suçlamalarla veya komplo teorileriyle değil; bağımsız soruşturmalar, deliller ve yargı kararlarıyla ortaya konulmalıdır.
Avrupa ve Türkiye’deki uyuşturucu kaçakçılığı ağlarına yönelik operasyonlarda uluslararası bağlantılı organize suç yapılanmalarının ortaya çıkarılması, bu yapıların sınırları aşan ekonomik ve lojistik ağlar kurabildiğini gösteriyor.(Europol)
Demek ki mesele yalnızca birkaç suçlunun yakalanması değildir. Mesele, suçun ekonomik ve siyasal bağlantılarını kurutan demokratik bir devlet düzeni oluşturabilmektir.
“Hazır kıta” suç örgütleri nasıl ortaya çıkıyor?
Ekonomik kriz, işsizlik, yoksulluk ve geleceksizlik; özellikle gençleri suç ekonomisinin, uyuşturucu ağlarının, fuhuş ve şiddet ilişkilerinin içine çekebilecek toplumsal zeminler yaratabilir.
Fakat bunu yalnızca yoksulluğa bağlamak da eksik olur.
Suç örgütleri; büyük miktarda paranın döndüğü kayıt dışı alanlardan, uyuşturucu ticaretinden, yasa dışı bahis ve kumardan, kaçakçılıktan, silah ve insan ticaretinden beslenebilir. Bu yapıların büyüyebilmesi için yalnızca suç işleyen insanlar değil, para akışını sağlayan ekonomik bağlantılar ve kimi zaman kamu kurumlarında zaaflar gerekir.
Burada devletin görevi, suç örgütlerine karşı yalnızca operasyon yapmak değildir.
Suçun beslendiği ekonomik, sosyal ve siyasal zemini ortadan kaldırmaktır.
Bir genç için okul, meslek, iş ve gelecek umudu varsa suç örgütünün propagandası zayıflar.
Bir yurttaş adalete güveniyorsa mafyanın “adalet dağıtma” iddiası karşılık bulmaz.
Devlet kurumları liyakatle çalışıyorsa çetelerin kamu içine sızması zorlaşır.
Türkiye’nin çıkış yolu: Laik, demokratik ve sosyal hukuk devleti
Türkiye’nin yeniden ihtiyaç duyduğu şey, devletin gücünü bir kişinin, partinin, cemaatin, tarikatın veya ekonomik grubun gücünden ayırmaktır.
Anayasa bunun temel çerçevesini zaten ortaya koymaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Egemenlik millete aittir.
Hiçbir kişi veya zümre devlet yetkisini Anayasa dışında kullanamaz.
Yargı bağımsız ve tarafsız mahkemelerce yürütülmelidir.
Temel hak ve özgürlükler ancak Anayasa ve kanun çerçevesinde, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun biçimde sınırlandırılabilir. (Anayasa Mahkemesi)
Bunlar yalnızca Anayasa maddeleri olarak kitaplarda kalmamalıdır.
Yönetimin temel ilkeleri haline getirilmelidir.
Ne yapmalı?
Bir: Devlet kadrolarında liyakat ve şeffaflık esas alınmalıdır.
Devlet memuru olmak için siyasi, dini veya kişisel bir gruba bağlılık değil; bilgi, yetenek, hukuk ve kamu yararı ölçüt olmalıdır.
İki: Kamu ihaleleri ve kamu kaynakları toplumun denetimine açılmalıdır.
Üç: Suç örgütlerinin ekonomik kaynakları takip edilmeli; kara para, kayıt dışı ekonomi ve yasa dışı finans ağları etkili biçimde soruşturulmalıdır.
Dört: Yargı bağımsızlığı güçlendirilmelidir.
Çünkü suç örgütlerinin karşısındaki en güçlü silah yalnızca polis değildir. Bağımsız ve tarafsız yargıdır.
Beş: Eğitim kamusal, bilimsel ve laik temelde güçlendirilmelidir.
Çocukların ve gençlerin geleceğini cemaatlerin, tarikatların veya suç örgütlerinin insafına bırakmayacak bir kamusal eğitim sistemi kurulmalıdır.
Altı: Gençlere iş ve gelecek güvencesi sağlanmalıdır.
İşsiz, güvencesiz ve umutsuz bırakılan gençliği yalnızca güvenlik politikalarıyla koruyamazsınız.
Gençlere cop değil; eğitim, iş, kültür, sanat, spor ve özgürlük alanları açmak gerekir.
Hak ve özgürlükler olmadan demokrasi olmaz
Cemaatleşmeye, çeteleşmeye ve organize suça karşı mücadele ederken başka bir yanlışa da düşülmemelidir:
Güvenlik gerekçesiyle bütün toplumsal özgürlükleri baskılamak.
Bu da doğru değildir. Cemaat, tarikat veya suç örgütüyle mücadele etmek; insanların inanç özgürlüğünü, düşünce özgürlüğünü, örgütlenme hakkını, basın özgürlüğünü ve demokratik siyaset hakkını ortadan kaldırmak anlamına gelmez.
Laik demokratik devlet, bir inancı diğerinden üstün tutmaz.
Devletin görevi yurttaşın inancını denetlemek değil, hukuk karşısında eşitliğini güvence altına almaktır.
Anayasa Mahkemesi de laikliği, farklı inanç ve yaşam tarzlarının bir arada bulunabilmesinin güvencesi olan devlet tarafsızlığıyla ilişkilendirmektedir.(Anayasa Mahkemesi)
Sonuç olarak
Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla korku, daha fazla kutuplaşma ve daha fazla güvenlikçi söylem değildir.
Türkiye’nin ihtiyacı daha fazla demokrasi, daha fazla hukuk, daha fazla laiklik, daha fazla sosyal devlet ve daha fazla özgürlüktür.
Cemaatlerin devletleşmesine de, çetelerin devlet içine sızmasına da, organize suçun ekonomiyi kuşatmasına da karşı çıkılmalıdır.
Ama bunun yolu toplumun bütününü suçlu ilan etmek değildir.
Çözüm; hukukun üstünlüğünü, laikliği, demokratik denetimi, kuvvetler ayrılığını, bağımsız yargıyı, basın özgürlüğünü, kamusal eğitimi ve sosyal devleti güçlendirmektir.
Çünkü devlet zayıfladığında çeteler güçlenir.
Hukuk zayıfladığında mafya güçlenir.
Eğitim ve sosyal devlet zayıfladığında cemaatlerin ve suç ekonomisinin toplumsal etkisi büyür.
Demokrasi zayıfladığında ise yurttaşın yerini bağlılık ilişkileri almaya başlar.
Türkiye’nin geleceği cemaatlerin, tarikatların, çetelerin veya suç örgütlerinin değil; halkın egemenliğinin, laik demokratik Cumhuriyetin ve sosyal hukuk devletinin geleceği olmalıdır.
Bunun için yapılması gereken açıktır:
Devletin içine hiçbir cemaat, hiçbir tarikat, hiçbir çete ve hiçbir çıkar grubu girmemelidir. Devletin tek bağlılığı Anayasa’ya, hukuka ve halka olmalıdır.
Türkiye ancak böyle bir demokratik hukuk düzeniyle kaosun değil, barışın; korkunun değil, özgürlüğün; ayrıcalığın değil, eşitliğin ülkesi olabilir.
Hadi hayırlısı…






Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!