Yaşarken uğradığımız haksızlıklar, çektiğimiz acılar, hastalıklar, söylenen yalanlar ve bunların bizde açtığı derin yaralar; ölüp giden sevdiklerimizin son bakışları; enkaz altında veya çatışma alanlarında ölen insanların beynimizi oyan çığlıkları…
Güvenimizi kötüye kullananların yüzleri. Doğru bildiğimiz yanlışların pişmanlıkları. Üç kuruş kazanmak için harcadığımız zamanların bizdeki izleri. Sömürülen emeklerden duyduğumuz hayal kırıklıkları. Arkadaş ya da dost-akraba diye sarıldıklarımızın bizdeki ihanetleri. Gücümüzün üstünde bir gayretle sırtımızda taşımaya çalıştıklarımız. Bizim için fedakarlık, başkaları için enayilik olarak addedilen davranışlarımız, sözlerimizin eğilip bükülmesine sessiz kalışlarımız. Tanrı kelamı diye bizi kandıranların ortaya çıkan yalanları. Evrende kaybolan dileklerimiz, hayallerimiz…
Bir sabah uykumuzu bölerek aklımıza gelen eski anılar. İşte tüm bunlar, tanıdık yüzler ve yerler, vazgeçemediğimiz alışkanlıklarımız sevdiğimiz yiyecekler, aç kaldığımız günlerin acılıkları, Evrensel korkularımız… Sevmediğimiz veya sevdiğimiz inanların geçmişte kalan özlediğimiz yüzleri…
Ve kısacası daha nice şeyler. Ölmemizle birlikte unutacağımız, yaşanmışlıklar… Toprak ana, mutlu olmak için yaradanın verdiği görev ile, bu evrendeki gerçek dostumuz olarak bizi sardığında acaba tüm bunları hatırlayacak mıyız? Hesap günü geldiğinde bunları akıl evreninde sıralayıp, dillendirmek için yeniden sorgulayacak mıyız?
Bu dünyadan temizlenmenin, arınmanın tek çaresi galiba ölüm … Her insan kendi evreninde yarattığı o kadar çok şeyi yaşarken düşünüp doğru ve yanlışları telafi etmesi mümkün değil… İyilik ve güzellik için çabaladığımız; ne için doğduğumuza, nereden geldiğimize aklımızı erdirmek için sorguladığımız dünyanın yanlışlarına dayanmak yaşarken hiç mümkün değil…
Öte dünyada, bu dünyada tanıdığım ve yanlışlarına şahit olduğum ruhlar ile birlikte olmak istemiyorum. Yaradan bu dünyada çektiklerimizi öbür dünyada da çekmemize izin vermeyecektir. Bu olsa, olsa şeytanın işi olur. Kötülükler ile savaşanlara güç katmak, kötülükleri yok edip iyiliği hakim kılmaya çalışmak, gücü yetmeyen; çocukların, yaşlıların, çaresizlerin çaresi olmak yaratıcının işidir.
Düşündüm de, neyse ki ölüm var. Her şeyi temizleyen. Ateş gibi…
Ölümü bir kurtuluş gibi görmek elbette doğru değil. Ancak dünyanın varoluşundan bu yana gelip geçen milyarlarca insanı düşünürsek, bu devinim hiç te küçümsenecek bir sayı değil… Baksanıza, biz bile yaşarken bir sürü anı biriktiriyor, bilgi depoluyor, kararlar veriyor, uyguluyor, mutlu veya mutsuz oluyoruz. Hepimizin tutkuları, şahsi eşyaları, birikimleri, kitapları, giysileri oluyor. Beynimizdeki kayıt cihazı hiçbir yedek parçaya ihtiyaç duymadan, durmadan çalışıyor ve bir yerlere kayıt yapıyor…
Yaşamak, dünyaya gelmek adeta bir göreve seçilmek gibi… Varlığınız ile ana-babanızı mutlu ederken, bir gün ana-baba olduğunuzda siz mutlu oluyorsunuz. Canınızdan kopan bir parçayı kucağınıza alıyor, seviyor, yediriyor, besliyor, büyütüyorsunuz… İnsanlığın devam etmesine katkıda bulunuyorsunuz. Gün dönüyor, zaman geçiyor. Çocuklar büyüyor. Siz ihtiyarlıyorsunuz. Bazen dağ başında bir köyde, bazen şehirde loş bir odanın penceresinden bakarak yazları, kışları mevsimleri deviriyorsunuz… Ziyarete geldiler mi yüzünüzde güller açıyor, yaşadığınız yer ışığa kavuşuyor. Yaşlı yüreğiniz daha hızlı atıyor.
Başka kim gelirse gelsin, evlat ve torunlar kadar sizi mutlu etmiyor. Çünkü onlar sizin canınızdan bir parça… Telefonda, mektupta ilk önce onları soruyorsunuz…
İnsanoğlunun sınırlı yaşamında gördüğü göreceği şeyler sınırlı. Hiçbir mutluluğu veya güzelliği ikinci kez yaşayamazsınız. Aşık olduğunuzda ilk buluşmanın heyecanını tekrarlarda yaşayamazsınız. Kaybettiğiniz bir yakının acısını, bir başkasında duyumsayamazsınız. Hepsinin yeri ayrıdır ve ayrı izi kalır.
Uzun lafın kısası bize verilmiş olan süreyi iyi değerlendirmeliyiz. Güzel yaşamalı, güzellikler yaratmalı, Dünyayı daha iyi ve yaşanabilir olarak bizden sonrakilere devretmeliyiz…
Geri kalan her şey boş. Mal, mülk, para-pul… Hepsi geçici ve sahibi siz değilsiniz…
Ölümü arzulamayın, çünkü bu dünya da gerçek güzellikleri yakalamak lazım. Kötü şeyleri dillendirmeyin. Ancak bir gün her şeyin sona ereceğini de unutmayın. Bu dünyanın zenginliklerini umursamayın.
Sevgi her zaman en büyük silahınız ve sermayeniz olsun…
Sevgi ile kalın…
Taner TÜMERDİRİM






Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!