Bir ülkede seçim yapılıyor olması, o ülkenin gerçekten demokratik olduğu anlamına gelmez. Çünkü gerçekte demokrasi, yalnızca sandığın kurulması değil, sandıktan çıkan iradenin korunmasıdır.
Eğer halkın tercihi, sandıkta ortaya çıkıyor ama sonuç beğenilmediğinde siyaset masada, mahkemede ya da başka güç merkezlerinde yeniden şekilleniyorsa, seçimin kendisi esasında bir formalitedir.
Vatandaş oy kullanır, fakat kararın gerçekten kendi oyuyla verilip verilmediğinden hiç emin olamaz.
Asıl mesele de burada başlar.
Gücün adil olmayan biçimde kullanıldığı bir düzende, halkın önüne sandık koymak yeterli değildir. Kurumlar tarafsız değilse, hukuk herkese eşit uygulanmıyorsa ve siyasi güç gerektiğinde halk iradesinin önüne geçebiliyorsa, demokrasi yalnızca adı kalan bir kavrama dönüşür.
Seçimler yapılır. Mitingler düzenlenir. Sandıklar kurulur. Sonuçlar açıklanır.
Ama bütün bunların sonunda halkın tercihi gerektiğinde değiştirilebiliyor, etkisizleştirilebiliyor veya başka yollarla aşılabiliyorsa, ortada gerçek anlamda bir halk egemenliğinden söz etmek zorlaşır.
Demokrasi, yalnızca halka “seçme hakkı” vermek değildir.
Demokrasi, halkın seçiminin sonucunu da kabul etmektir.
Elbette seçimle gelen herkes, hukukun üstünde değildir. Mahkemeler vardır, denetim vardır, Anayasa vardır. Ancak hukuk, siyasi hesaplaşmanın ve gücün aracı hâline geldiği anda adalet de, demokrasi de yara alır.
Çünkü hukuk, iktidarın ya da herhangi bir siyasi gücün istediği sonucu üretmek için kullanılmaya başlanırsa, vatandaşın devlete olan güveni sarsılır.
Ve bir süre sonra insanlar şu soruyu sormaya başlar:
“Madem son sözü benim oyum söylemiyor, neden sandığa gidiyorum?”
Bir demokrasi için bundan daha tehlikeli çok az şey vardır.
Sandığın var olduğu ama halk iradesinin yeterince belirleyici olmadığı bir sistem, demokrasinin kendisi değil; onun görüntüsüdür.
Adına seçim denilebilir.
Adına demokrasi denilebilir.
Ama halkın tercihi gerçekten belirleyici değilse, geriye çoğu zaman yalnızca demokrasi görüntüsü veren bir düzen kalır.
Ne yazık ki, sistemdeki bu çarpıklık, toplumun diğer daha ufak siyasi birimlerine de örnek olur ve çıkar amaçlı kullanıma daha da açık hale gelir. Bir bakarsınız ki, demokrasiden, hukuk ve adil olmaktan en çok bahsedenler, bu hayati değerleri en çok yıpratanlar oluvermiş…
Çünkü gerçek demokrasi, sandığı kurmakla değil, sandığın sonucuna saygı duymakla başlar.





Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!