Son yıllarda insanların çoğu dilediğince, yani aklına estiği gibi davranmayı özgürlük saymakta. Halka açık yerlerde bağırıp çağırmayı, taşıtlarda yüksek sesle müzik dinlemeyi, gece yarısı insanların konutlarında en derin uykuya daldığı bir anda sokakta içki içerek kendince söyleşip insanları rahatsız edici bir biçimde eğlenmeyi, hastanede bile gürültülü olmayı özgürlük sanmakta çoğu kişi.
Günün hangi saati olursa olsun taşıtların egzozlarından sinir bozucu metalik bir ses çıkarmayı hem güç hem de özgürlük sananların zavallılığına ne demeli? Hele gece yarısı mahalle sessizliğe dalmışken ıssızlaşan caddelerde arabalarıyla yandöngit[1] yapanların lastiklerin yola sürtünmesiyle çıkardıkları o berbat sesin anlamı nedir. Bir kişi, böyle acayip sesler çıkararak nasıl mutlu olur? Hele birçok kişi, bu sinir sistemlerini bozan sesle yatağından fırlarken sen nasıl mutlu oluyorsun bu insanlık dışı davranışınla?
Eskiden hava kararıp gece olunca insanlar sokaklarda yüksek sesle konuşmazdı. Konuşmalar fısıltıyla olurdu. Hele kahkaha atmak çok ayıp karşılanırdı herkesçe. İnsanlar yürürken ayakkabılarından ses çıkarmamak için parmak uçlarında adımlarlardı yolları. Evlerinde oturanlar bile komşuyu rahatsız etme kaygısı taşıdıklarından seslerine, gülmelerine ayar verirlerdi. Sen gülersin kahkahayla ancak komşunun derin bir üzüntüsü olabilir. Senin attığın kahkahayı komşun yanlış anlayabilirdi. Bu nedenle davranışlara, sözlere çok özen gösterilirdi.
Eskiden insanların çoğu, başkasının özgürlüğünün başladığı yerde kendi özgürlüğünün bittiğini bilirdi. Ancak şimdi öyle mi?
Şimdilerde çoğu kişinin özgürlüğünün sınırı yok! İnsanları rahatsız etmek, onların erincini kaçırmak, başkalarının özgürlük alanlarını çiğnemek çoğu kimseye zevk vermekte. Demek ki zaman içinde zevk alınacak şeyler de değişmiş. Çoğu insan, diğer insanların rahatsız olup sinirlenmesinden zevkleniyor. En kötüsü de yaptığını bir şey sanıyor.
Ne yazık ki insanlar giderek duygudaşlıklarını yitirmekte. Kendini başkasının yerine koymak insana özgü bir davranış ve erdem. Kişi, kendine yapılmasını istemediği bir şeyi niye başkasına yapar? Bu yalın insanlık gerçeğini neden anlayıp davranışa dönüştürmez?
İnsanın duygudaşlığını yitirmesi, günümüzün önemli bir sorunu. Bu, şişkin bir benliğin, ardı sıra gelen aşağılık kompleksinin bir belirtisi olsa gerek. Aslında bu durum, bir özgüven yitimi, sevgisizlik ve topluma içten içe bir düşmanlık… Öncelikle bu tür kişilik bozukluğu olanların kendilerini sevip saymadıklarını söyleyebiliriz. Kendini sevip saymayan birinden başkalarını sevip sayması beklenebilir mi?
Özgürlüğü, orman yasalarının kentte uygulanması olarak algılayanların hem eğitime hem de uzun erimli tinsel bir sağaltıma gereksinmeleri var bence. Eğer bir kişinin tinsel sağlığı yerindeyse niye insanları rahatsız etmekten, onların erincini bozmaktan mutlu olsun? Sağlıklı, mutlu, özgüvenli, kendine sevgi ve saygı duyan, toplumla uyumlu biri neden insanların hoş görmeyeceği davranışlarda bulunsun? Bunun bir nedeni olsa gerek.
Toplumu rahatsız ederek eğlendiğini sanan bu zavallıların en büyük sorunu, biz olamamalarıdır. Biz olmayı beceremediklerinden tanıdık ya da tanımadık olsun yaşadıkları toplumdaki insanlarla kendilerince didişmeyi yeğlemekte bu kişiler. Kendilerince insanlarla sen-ben kavgası yaparak üstün olduklarını düşünüyorlar. Asıl sorun biz olmakta. Biz olduğumuzda duygudaş olup sevgiyi, saygıyı, güveni, özveriyi çoğaltırız yaşamımızda.
Adil Hacıömeroğlu




Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!