Siyasette bazen bir insanın adı ile yaptığı iş arasında ilginç bir tezat ortaya çıkar.

Cemil…

Arapça kökenli bir isim. “Güzel” anlamına geliyor. Elbette bir insana güzel ya da çirkin demek bizim haddimiz değildir. Fakat Cemil Tugay’ın hekimlik geçmişine baktığımızda, özellikle estetik cerrahi alanındaki mesleği üzerinden başka bir “güzellik” tanımı yapılabilir: İnsanların kendilerini daha iyi hissetmelerine katkı sunan, kendi mesleğinde adı bilinen bir hekim.

Peki ya Tugay?

Tugay, askeri terminolojide alay ile tümen arasında yer alan bir birliktir.

İşte burada isim ile siyaset arasında ilginç bir metafor kurulabilir:

Cemil Tugay, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olduğunda gerçekten bir “Tugay Komutanı” olabildi mi?

Benim cevabım: Henüz hayır.

Çünkü bir tugayın güçlü olabilmesi için yalnızca komutanyetmez.

Soyadından yola çıkarak, İzmir’i bir an  kışla olarak düşünelim.  Belediye Alay olsun. Partisi de Tümen. 

Alayla ilişkisi olacak, tümenle bütünlük sağlayacak, kendi içindeki birlikleri aynı hedefe yöneltecek, emir-komuta zincirini çalıştıracak ve en önemlisi sahada ekip çalışmasıkoordinasyonu sağlayacak. 

Siyasette de durum bundan çok farklı değildir.

Bir belediye başkanı yalnızca makam sahibi değildir.

Örgütle ilişki kurmak, çalışanlarla barışık olmak, kendi partisinin farklı kanatlarıyla konuşabilmek, muhalefetle demokratik rekabeti sürdürebilmek, iktidarla gerektiğinde kentin çıkarı için masaya oturabilmek ve bütün bunları yaparken kendi siyasi kimliğini kaybetmemek zorundadır.

Cemil Tugay’ın en büyük sınavı tam da burada başlamıştır.

HEKİM OLMAK BAŞKA, SİYASETÇİ OLMAK BAŞKA

Cemil Tugay’ı insan olarak tanıyanların, hekimliğini bilenlerin onu takdir etmesi mümkündür.

Ben de onun hekimlik yönünü ayrı bir yere koyuyorum.

Fakat iyi bir cerrah olmak ile iyi bir siyasetçi olmak aynı şey değildir.

Cerrahın önünde bir hasta vardır.

Teşhis koyar, karar verir ve müdahale eder.

Siyasette ise karşınızda milyonlarca insan, binlerce çalışan, yüzlerce kurum, farklı siyasi düşünceler, parti örgütleri, sendikalar, meslek odaları, sivil toplum kuruluşları ve birbirinden farklı beklentiler vardır.

Burada yalnızca “doğruyu bilmek” yetmez.

İnsanları ikna etmek gerekir.

Bilgi yetmez!

Bilinç gerekir

Sadece karar vermek yetmez.

İnsanları karara ortak etmek gerekir.

Sadece yönetmek yetmez.

Yönetilenlerle güven ilişkisi kurmak gerekir.

Cemil Tugay’ın İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı dönemindeki en önemli tartışma alanlarından biri de tam olarak bu noktada ortaya çıktı.

İŞÇİLERLE YAŞANAN GERİLİM: BİR BELEDİYE BAŞKANININ EN AĞIR SINAVI

Bir sosyal demokrat partinin belediye başkanı açısından işçi meselesi sıradan bir idari mesele değildir.

CHP’nin tarihsel kimliği açısından emek, sendika ve sosyal haklar konusu doğrudan siyasi kimliğin merkezindedir.

Bu nedenle belediye işçileriyle yaşanan her kriz, yalnızca bir toplu iş sözleşmesi veya ücret tartışması olarak görülemez.

Siyasi kimlik meselesine dönüşür.

Cemil Tugay döneminde belediye çalışanlarıyla yaşanan tartışmaların ve grev sürecinin ardından kamuoyunda Tugay’a yönelik “işçi karşıtı” ya da “işçi düşmanı” şeklindeki ağır eleştiriler yükseldi.

Bu nitelemeyi mutlak bir gerçek olarak kabul etmek başka şeydir; böyle bir algının oluşmuş olması başka şeydir.

Bir siyasetçi açısından ikinci durum bile son derece önemlidir.

Çünkü siyasette bazen gerçek kadar algının kendisi de sonuç üretir.

Cemil Tugay’ın önündeki en önemli siyasi sorunlardan biri budur:

İşçilerle arasındaki güveni yeniden nasıl kuracak?

İzmir’in emekçileri kendisini yalnızca bir belediye başkanı olarak değil, sosyal demokrat bir belediye başkanı olarak görmek ister.

ÖNCEKİ BAŞKANLARIN MİRASI SİLİNİR Mİ, GELİŞTİRİLİR Mİ?

Bir başka önemli mesele de belediye başkanlarının birbirlerinden devraldıkları mirasa nasıl davrandıklarıdır.

İzmir Büyükşehir Belediyesi yalnızca Cemil Tugay’ın belediyesi değildir.

Tunç Soyer’in, Aziz Kocaoğlu’nun, Ahmet Piriştina’nın ve daha önce görev yapan belediye başkanlarının bıraktığı kurumsal birikim vardır.

Bir belediye başkanı göreve geldiğinde önündeki projelere bakıp:

“Bunu ben yapmadım.”

deme lüksüne sahip değildir.

Çünkü belediye başkanları gelip geçer.

Kurumlar kalır.

Projeler, kurumların hafızası ve kentin ortak değerleri mümkün olduğunca korunmalı; yanlış olan düzeltilmeli, eksik olan tamamlanmalı, doğru olan büyütülmelidir.

İsim değiştirmek, önceki dönemin yaptığı her şeyi sorgulamak veya önceki yönetimle mesafe koymak üzerinden yeni bir siyasi kimlik inşa etmek ise uzun vadede kente kazandırmaz.

Asıl başarı şudur:

“Benden önce yapılanın iyisini koruyacağım, yanlışını düzelteceğim, eksik olanı tamamlayacağım ve üzerine yenisini koyacağım.”

Cemil Tugay’ın burada yalnızca projelere değil, geçmiş belediye başkanlarıyla kurduğu siyasi ilişkiye de yeniden bakması gerekiyor.

Özellikle Tunç Soyer başta olmak üzere, kendisinden önce görev yapan belediye başkanlarına karşı sergilediği mesafeli ve zaman zaman eleştirel tutumdan vazgeçmelidir.

Elbette geçmiş dönemlerde yapılan yanlışlar varsa bunlar konuşulabilir, eleştirilebilir ve düzeltilmesi gerekenler açıkça ortaya konulabilir. Eleştiri teşhir etmek değildir. Eleştiri ile vefasızlık, hesap sormak ile geçmişi yok saymak, kurumsal denetim ile siyasi rövanş duygusu birbirine karıştırılmamalıdır.

Cemil Tugay’ın yapması gereken, geçmiş belediye başkanlarıyla bir hesaplaşma dili kurmak değil; onlarla diyalog, İzmir’in ortak hizmet hafızasını sahiplenmek ve kentin geleceği için yeni bir sayfa açmaktır.

Tunç Soyer de Aziz Kocaoğlu da Ahmet Piriştina da İzmir’in siyasi ve kurumsal hafızasının parçalarıdır. Onları yok saymak, yalnızca kişileri değil, kentin geçmişini de yok saymak anlamına gelir. 

Kurulan diyalog, yapılan her şeyi doğru kabul etmek değildir.

İletişim sağlamak, diyalog kurmak; emeği teslim etmek, yanlışları kişiselleştirmeden değerlendirmek, geçmişin birikimini geleceğe taşımak ve siyaseti sürekli bir hesaplaşma alanı olmaktan çıkarmaktır.

Cemil Tugay’ın gerçek anlamda bir “Tugay Komutanı” olabilmesi için önce kendi siyasi çevresindeki kırgınlıkları azaltması, geçmiş başkanlarla ortak bir dil kurması ve İzmir’in bütün belediye başkanlarını kentin ortak hizmet zincirinin halkaları olarak görmesi gerekir.

CEMİL TUGAY’IN SİYASİ BAŞARISI NEREDE?

Cemil Tugay’ın siyasi hayatında önemli bir avantajı vardı:

Değişim döneminin adayı olması.

CHP’de değişim rüzgârının estiği dönemde İzmir’de de yeni bir siyaset anlayışının oluşması beklentisi vardı.

Dönemin CHP Genel Başkanı Özgür Özel de 2024 seçimleri öncesinde Tugay’ı İzmir’in kaptanı olarak tarif etmiş ve “sakin güç” vurgusu yapmıştı. (Cumhuriyet Halk Partisi)

Bu çok önemli bir siyasi sermayeydi.

Fakat siyaset sermayesi sonsuz değildir. 

Seçim, siyasi kariyerin başlangıcıdır.

Asıl mesele seçimden sonra başlar.

Örgütle ilişkiler…

Meclis grupları…

İlçe belediye başkanları…

Sendikalar…

Meslek odaları…

Sivil toplum…

Esnaf…

İşçiler…

Gençler…

Kadınlar…

Ve en önemlisi İzmir’de yaşayan halk.

Bütün bu kesimlerle ilişkileri aynı anda yönetebilmek gerekir.

Cemil Tugay’ın  henüz seçmelerin istediği siyasi dengeyi kurabildiğini söylemek güç.

PARTİLİ OLMAK SADECE CHP ROZETİ TAKMAK DEĞİLDİR

Bir belediye başkanının kendi partisiyle ilişkisi çok önemlidir.

Ama partililik, parti yöneticileriyle aynı düşünmek değildir.

Partililik; farklı düşünebilmek, tartışabilmek, eleştirebilmek ama ortak hedefte buluşabilmektir.

Cemil Tugay’ın zaman zaman CHP örgütüyle yaşadığı gerilimler bu nedenle sadece “kişisel anlaşmazlık” olarak okunmamalıdır.

Bu durum, Türkiye’de süregelen siyasi hastalıktır. Yerel yöneticileri seçmenler adaylaştırmadığı için, seçmenlere bağ kurulamıyor. 

Sadece halk da değil genel başkan atamaları ile  belediye başkanı seçilenler yerel parti örgütleriyle de anlaşmazlıklar yaşıyorlar. 

Bu görüşmeler şeffaf olmalıdır. Nitekim bu görüşmeler İzmir’de yaşayanlar için yapılıyorsa İzmirlilerinin bunu bilmesi de bir sakınca yok. Bu görüşmeler kamuoyunu açık olmadığı için çeşitli yorumları da beraber getiriyor.

Cemil Tugay’ın Cumhuriyet Halk Partisinden istifa ederek yeni partiye katılmaması ve sonrasında özellikle Murat kurum ve AK PARTİ çevreleri ile teması çeşitli iddiaları da birlikte getirdi.

Cemil Tugay Özgür Özel’den gelecek dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığı Sözünü almadığı için Yeni Partiye katılmayarak bağımsız kaldı iddiaları…

Cemil Tugay AK PARTİ ile görüşmelerinde masaya iki seçenek koyarak görüşmelere başladığı iddiaları var .

1- Gelecek dönem İzmir Büyükşehir belediye Başkanlığı 

2- Bakanlık istediği iddiaları gündemi koruyor.

İKTİDARLA KONUŞMAK İHANET DEĞİLDİR; AMA SINIRINI BİLMEK GEREKİR

Cemil Tugay’a yönelik eleştirilerden biri de iktidarla kurduğu ilişkilere dair.

Burada da ince bir çizgi var.

Bir belediye başkanı iktidarla kavga ederek belediye yönetemez.

Ama iktidara teslim olarak da sosyal demokrat belediyecilik yapamaz.

İzmir’in ihtiyacı olan kredi, ulaşım yatırımı, çevre yatırımı, altyapı, kentsel dönüşüm veya başka bir konuda merkezi hükümetle görüşmek siyaseten yanlış değildir.

Tam tersine, kent çıkarı bunu gerektirebilir.

Nitekim Tugay da merkezi hükümetle kentsel dönüşüm konusunda iş birliği çağrısı yaptı. (İzmir Belediyesi)

Ancak bunun bir şartı vardır:

Belediye başkanı  masaya kendini güvene almak için değil İzmir’in hakkını savunmak için oturacaksınız.

İktidarla konuşmak başka,

iktidarın siyasi diline eklemlenmek başka şeydir.

Muhalefet belediye başkanı olmak, hükümetle hiç konuşmamak anlamına gelmez.

Kentin hakkını almak için herkesle konuşabilmek; ama siyasi kimliğini koruyabilmek anlamına gelir.

YEREL YÖNETİCİ OLARAK CEMİL TUGAY

Cemil Tugay’ın belediye başkanlığını değerlendirirken yalnızca krizlere bakmak da haksızlık olur.

Kent yönetiminde bazı alanlarda somut hedefler ortaya koyduğu görülüyor.

Kentsel dönüşüm konusunda mevcut projelerin tamamlanması ve yeni dönüşüm alanları üzerinde çalışma yürütüldüğünü açıklıyor. (İzmir Belediyesi)

“Güzel İzmir Hareketi” kapsamında kamusal alanların yeniden düzenlenmesi ve yurttaşların katılımıyla mahalle ölçeğinde çalışmalar yürütülüyor. (İzmir Belediyesi)

İklim değişikliği, atık yönetimi, karbon emisyonlarının azaltılması ve sürdürülebilir kent politikaları konusunda da hedefler ortaya konuluyor. (İzmir Belediyesi)

2026’da Seferihisar’da yol ve diğer yerel hizmet çalışmalarının sahada takip edildiği de belediyenin açıklamalarına yansıyor. (İzmir Belediyesi)

Dolayısıyla Cemil Tugay için:

“Hiçbir şey yapmadı.”

demek doğru değildir.

Mesele: Yalnızca iş yapmak da değildir.

Asıl Mesele: Yaptığınız işin toplumdaki karşılığı nedir?

• İzmirliler kendisini belediyenin sahibi olarak hissediyor mu?

• Belediye işçisi kendisini güvende hissediyor mu?

• Örgüt kendisini dışlanmış hissediyor mu?

• Genç kendisine gelecek görüyor mu?

• Mahalleli başkanına ulaşılabilir buluyor mu?

• Geçmiş belediye başkanları kendilerini kentin hizmet hafızasının bir parçası olarak hissediyor mu…?

İşte belediye başkanlığının siyasi başarısı burada ölçülür.

SEFERİHİSAR DOKUNUŞU: ALGI DEĞİŞEBİLİR Mİ?

Cemil Tugay açısından önemli olan noktalardan biri de şudur:

Siyasette algı değişmez değildir.

Bugün hakkında oluşmuş olumsuz bir algı varsa bunu değiştirecek olan yine kendisidir.

Seferihisar Belediye Başkan Vekili   Fuat Gümüş ile birlikte sahaya çıkması, vatandaşla ve esnafla buluşması, yol çalışmalarını yerinde takip etmesi, Seferihisar Çevre Yoluna başlanması önemlidir.

Eğer bu bütünleşme anlayışı İzmir’in tamamına yayılırsa siyasi tablo değişebilir.

Halkın görmek istediği şey basın açıklamaları değil:

Sonuçtur!

Bir mahallede yol yapılması…

Bir işçinin hakkının korunması…

Bir çocuğun güvenli okul çevresine kavuşması…

Bir gencin belediye imkânlarından yararlanması…

Bir depremzedeye ev verilmesi…

Bir semtin altyapısının çözülmesi…

Geçmiş belediye başkanlarıyla ortak bir hizmet dili kurulması…

Bunların her biri siyasi söylemden daha güçlüdür.

GELECEĞİN SİYASETÇİSİ OLACAK MI?

İşte asıl soru bu.

Cemil Tugay’ın siyasi geleceği bugün kesinleşmiş değildir.

Henüz yazılmamış bir hikâyedir.

Şunu açıkça söylemek gerekir:

Bir belediye başkanının gelecekte genel siyasette yer alabilmesi için yalnızca belediye başkanlığı yapması yetmez.

- Önce kendi kentinde siyasi güven oluşturması gerekir.

- İşçiyle barışması gerekir.

- Parti örgütüyle sağlıklı ilişki kurması gerekir.

- Önceki belediye başkanlarının mirasıyla kavga etmek yerine o mirası geliştirmesi gerekir.

- Tunç Soyer başta olmak üzere geçmiş belediye başkanlarıyla helalleşmesi, onların emeğini teslim etmesi ve İzmir’in ortak hizmet hafızasını sahiplenmesi gerekir.

- İktidarla gerektiğinde konuşurken muhalefet kimliğini kaybetmemesi gerekir.

- İzmir’in farklı toplumsal kesimleriyle güçlü diyalog kurması gerekir.

Ve en önemlisi:

Ben ne yaptım?” sorusundan önce “İzmir için ne değişti?”sorusuna cevap verebilmelidir.

CEMİL TUGAY’IN ÖNÜNDE İKİ YOL VAR

Birinci yol:

Mevcut siyasi çizgisini sürdürmek, belediye içindeki tartışmaların, parti içi gerilimlerin ve geçmişten gelen siyasi bagajın içinde geleceğini aramak. Bu yol onu çıkmaza sürükler.

İkinci yol:

Kendisine yönelik bütün eleştirileri siyasi bir fırsata çevirmek.

1. İşçiyle barışmak.

2. Örgütle konuşmak.

3. İlçe belediye başkanlarıyla ortak akıl oluşturmak.

4. Geçmiş belediye başkanlarının başarılı projelerini sahiplenmek.

5. Tunç Soyer başta olmak üzere önceki belediye başkanlarıyla helalleşmek.

6. Onların dönemlerine ilişkin eleştirileri kişisel bir hesaplaşmaya dönüştürmeden, İzmir’in ortak yararını gözeterek değerlendirmek.

7. Başarısız uygulamaları açıkça düzeltmek.

8. İzmir’in bütün ilçelerine eşit dokunmak.

9. Gençlere, kadınlara, emeklilere, esnafa ve emekçilere yönelik somut sosyal politikaları büyütmek.

10. Körfez, ulaşım, altyapı, kentsel dönüşüm ve deprem güvenliği gibi İzmir’in gerçek sorunlarında sonuç üretmek.

Bütün bunları yaparken:

“Ben haklıyım.”

demek yerine,

“İzmirli ne düşünüyor?”

diye sormak.

İşte o zaman siyasi gelecek yeniden kurulabilir.

SON SÖZ: CEMİL TUGAY’I SİYASET DEĞİL, YAPTIĞI İŞLER SINAYACAK

Cemil Tugay’ı insan olarak sevmek başka şeydir.

Hekim olarak takdir etmek başka şeydir.

Belediye başkanı olarak eleştirmek başka şeydir.

Siyasetçi olarak değerlendirmek ise bambaşka bir şeydir.

Ben Cemil Tugay’ın iyi bir hekim olup olmadığını siyaset üzerinden tartışmam.

Ama iyi bir siyasetçi olup olmadığını tartışırım.

Bugünkü tabloya baktığımda, Cemil Tugay’ın iyi bir siyasetçi ve güçlü bir yerel yönetici olarak siyasi sınavını henüz tamamlamadığını düşünüyorum.

Fakat hüküm vermek için de henüz erken.

Çünkü siyaset, özellikle yerel siyaset, dört yıllık bir fotoğraf değil; sürekli değişen bir filmdir.

Cemil Tugay’ın önünde hâlâ zamanı var.

Üstelik elinde çok önemli bir imkân bulunuyor:

İzmir.

İzmir gibi güçlü bir kentte başarılı olmak, yalnızca belediye başkanlığı başarısı değildir; aynı zamanda ciddi bir siyasi referanstır.

Ama bunun için önce bir şeyi değiştirmesi gerekiyor:

Kendisinin İzmir’deki insanlarda oluşturduğu algıyı.

İşçinin meydandaki algısını…

Demokratik Kitle Örgütleri algısını…

Muhalifin siyasetteki algısını…

İzmirlilerin belediyedeki algısını…

Geçmiş belediye başkanlarının kendisine ve yönettiği kuruma ilişkin algısını…

Ve en önemlisi kendi geleceğine ilişkin algıyı….

Siyasetçinin geleceğini bilboard afişler değil, toplumun hafızası belirler.

Cemil Tugay’ın önünde hâlâ bir tercih var:

Geçmişin tartışmalarıyla geleceğini tüketmek mi, yoksa bugünün hatalarından ders çıkararak yeni bir siyasi Cemil Tugay yaratmak mı?

Bence mesele tam da burada düğümleniyor.

Çünkü “Tugay” olmak yalnızca bir soyadı taşımak değildir.

“Bir komutanın görevi”, farklı birlikleri aynı hedefe yöneltmektir.

Cemil Tugay’ın bundan sonraki siyasi sınavı da tam olarak budur:

İzmir’i,

belediye çalışanlarını,

ilçe belediyelerini,

geçmiş belediye başkanlarını,

sivil toplumu

ve İzmir halkını

aynı hedefte buluşturabilecek mi?

Eğer bunu başarırsa bugün kendisi hakkında yapılan eleştirilerin önemli bir bölümünü zamanla değiştirebilir.

Başaramazsa geriye yalnızca bir hekimlik kariyeri ve bir belediye başkanlığı dönemi kalır.

Siyaset ise onu, ne söylemleriyle ne de niyetleriyle; İzmir’de bıraktığı izlerle hatırlar.

Hadi hayırlısı…