İnsanlık tarihinin en eski yıllarından beri karamsarlık (kötümserlik) söz konusu. Doğal olarak karamsarlığın olduğu yerde iyimserlik de olageldi. Ancak tarihin tekerleğini ileri doğru döndüren, uygarlığı yaratan ise iyimserlik. Doğada ve toplum yaşamında her karşıt varlık, olay, durum, düşünce ve duygu birlikte yer aldığı gibi iyimserlikle karamsarlık da hep yana yana savaşım içinde olmuştur. Toplumda, iyimserliğin karamsarlığa göre daha yaygın ve egemen olması en büyük dileğimiz.
Son yıllarda kişilerde ve toplumumuzda oldukça yaygın bir karamsarlık söz konusu. Bunun türlü nedenleri var. Ancak benim ilgimi çekense emperyalist güçlerin toplumumuza sürekli umutsuzluk, güvensizlik, karamsarlık aşıladığıdır. Ne yazık ki emperyalistler bunu yaparken ülkemizde gazeteci kimlikli birilerini, sözde aydınları, siyasal nedenlerle karşıtına nefret dolu olanları kullanmakta. Bu da toplumun birliğini, kişilerin geleceğe umutla bakmasını engellemekte. Ayrıca karamsarlık uçurumundaki kişi, kendi ülkesine ve toplumsal değerlerine karşı da içten içe bir kin, düşmanlık beslemekte.
Karamsarlığın bir kişide egemen olmasının çıkış noktası, umutsuzluk. Umutsuz kişi; giderek yaşamdan, gerçeklerden, çalışıp üretme isteğinden, dostlarından, toplumsal değerlerden uzaklaşır. Umutsuzluk, kişide güven duygusunu ortadan kaldırır. Kişi, önce özgüvenini yitirir. Sonrasında çevresindekilere karşı güvensizlik duyar. Güvensizlik, insan ilişkilerini bozan en önemli duygu. Bu, insanın toplumsal varlık olma durumunu ortadan kaldırır. Çünkü umutsuz ve özgüvensiz ve karşısındakilere güvenmeyen biri, içe kapanıp kendini tolumdan soyutlar. Bu durum, giderek onulmaz bir sayrılığa dönüşür. Sakın ola bu sayrılığın bir kişiyle ilgili olduğunu sanmayın. Bu, bulaşıcı bir nitelik taşır. Toplumu yok edici bir bataklığın içine sürükler.
Umutsuzluk ve güvensizlik bataklığına sürüklenen kişi iyimserliğini, kurtulma umudunu, yaşama gücünü yitirir. Kurtulmak için savaşmaz. Çünkü o, yaşamı kendi istenciyle değil, kendi dışındaki etkenlerin akışına bırakır. Mevsimin koşullarına, yellerin yönüne ve bulanık sel sularının akışına kaptırmıştır kendini. Demek ki umutsuzluk ve güvensizlik, kişinin istencini ortadan kaldırıyor. Onun kendi usuyla kendini yönetmesini yol ediyor.
Umutsuzluk ve güvensizlik, kişinin içindeki karamsarlığı besler, hem de çok hızlı bir biçimde. Karamsarlık, kişinin eğnini ve tinini teslim alır çok geçmeden. Ne yaşamından ne dostlarıyla ilişkilerinden ne de yaptığı işten tat olur. O, hep mutsuzdur Bunu da saklamayıp açıkça belli eder. Saklamaz bunu, çünkü bu sayrılığın toplumda yayılmasını ister. Herkesin kendisi gibi karamsarlık bataklığın umudunu tüketip yok olmasından yanadır.
Karamsar kişi geleceğe yönelik umudunu tükettiğinden başarının düşünü bile kuramaz. Onun için başarı denen bir şey yoktur zaten.
Karamsar kişi her şeyi kötüler. Eleştirir demiyorum, kötüler diyorum. Çünkü eleştiri ve özeleştiri kişiyi geliştirir. Onu yanlışlarıyla yüzleştirir. Yanlışlarından ders almasını sağlar. Bu da onu doğruya yöneltir. Birçok kişi eleştiriyle bir şeyi ya da birini kötülemeyi karıştırır. Bu çok yanlış bir bakış. Eleştiri kişiyi ilerletici, kötüleme ise yaşamdan umudunu kesme, güvensizlik ve karamsarlığın bir yansıması.
Karamsar kişi, hiçbir şeyden memnun ve mutlu olmaz. Hiçbir şeyi beğenmez. Her şeye bir kulp takmayı başarır(!). Onun için iyi bir şey yoktur hiç, her şey kötüdür. Bu sayrılığa kapılmış kişi, adeta insanlarda kusur arar. Küçük kusurları, anında büyütmeyi becerir. Pireyi deve, habbeyi kubbe yapmak onun en önemli kişisel özelliği. Özellikle toplumu bir arada tutan değerler üzerinde tepinmeyi kendisi için uğraş sanır. Toplumsal kahramanları yerli yersiz kötülemeyi kendisine görev bilir. Hele de bir kişi birazcık başarılıysa ona kara çalmak, onun başlıca işi. Kendi başarısızsa herkes başarısız olmalı onun anlayışına göre. Kendi mutsuzsa başkaları niye mutlu oluyor ki, onlar da mutsuz olmalı. Çünkü onun duygusal ve düşünsel olarak beslendiği yer karamsarlık, kötülük bataklığı.
Karamsarlık, kişisel ve toplumsal yok oluştur aslında.
Karamsarlık, kişiyi ve toplumu yiyip bitiren bir sayrılık. Bu nedenle her koşulda topluma umut aşılamak, kişiler arasında güven duygusunu sağlamak, kötülüğü şeytanın işi saymak gerek. Amaç, insanları şeytanlaştırmak değil, onları melekleştirmek olmalı. Kötümser bir bakışla bardağın boş yanını değil, iyimserlikle dolu olanı görmektir umutlu olmak. Her şeyin iyi yanını görmek, kişiyi de toplumu da karamsarlıktan kurtarıp umutlu kılar. O zaman ne duruyoruz?
Adil Hacıömeroğlu





Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!