Bir haksızlığa, engellenmeye, incinmeye ya da tehdide karşı hissedilen doğal ve güçlü bir duygusal tepkiye öfke diyoruz. Öfke, insanda olması gereken bir duygu. Tıpkı sevinç, üzüntü, korku, mutluluk gibi insana özgüdür. Dünyanın hangi köşesinde olursa olsun bu duygular, insanlarca üç aşağı beş yukarı benzer bir biçimde yaşanır. İnsan duyularıyla var. Duygu düşünceyle birleştiğinde insanı insan yapar.
Kişi kendini tehlikede gördüğünde, canı yandığında, haksızlığa uğradığında, yaşam alanı sınırları aşıldığında, tinsel bir tehdidi algıladığında, amacının engellendiğini anladığında, eğinsel[1] bir saldırının gelmekte olduğunu gördüğünde ve düş kırıklığı yaşadığında öfkelenir. Aslında bu öfkelenme tepkisi insanın doğasında var. Böyle durumlar karşısında birinin öfkelenmemesi doğal değil. Çünkü doğada ve insanda karşıt durumların yaşanması diyalektiğin bir gereği. Nasıl seviniyorsak yeri geldiğinde öyle de öfkeleneceğiz.
Bazı kişiler, öfkesini de sevincini de oldukça abartır. Her şeyde olduğu gibi duygu ve davranışlarda da kimi zaman aşırılıklarla karşılaşıyoruz. Kimi kişiler için öfkeyi ve sevinci kontrol edememek toplumumuzda önemli bir sorun. Her şeyde olduğu gibi öfkenin de aşırısı kişiye ve topluma zarar. Hiç öfkelenmemek de doğal değil. Çünkü rahatsız edici olay ve durumlara tepki vermek insanın doğasına uygun bir davranış.
Çevremizde çoğu zaman tanık oluruz. Bazı kişiler, olur olmaz her şeye öfkelenir. Bu durumun nedeni, kendilerini sert, güçlü ya da ulaşılmaz olduğunu göstermek içindir. Bu davranışın arkasında karşısındaki kişilerle araya mesafe koyma kaygısı yatar. Kimi kişiler de bu öfkeleriyle çevresindekileri ya da çalışma arkadaşlarını tehdit eder üstü kapalı olarak.
Kimileri de olduk olmadık yerde öfkelenir. Bu davranış onu tanıyanlarca kanıksansa da kimi zaman başlarının derde girmesine neden olur. “Öfkeyle kalkan, zararla oturur” sözü, kanıtlanır böylece. Sürekli bir öke durumu tinsel ve sosyal bir bozukluk…
Özellikle okullardaki gözlemime dayanarak söylemem gerekenler var. Bazı öğretmenler çok öfkeli davranarak öğrencilerle arasına duvar örer. Diyeceksiniz ki bu duvar niye gerekli? Söyleyeyim... Kendi alanında yetersiz, öğretmenlik mesleği açısından yeteneksizler bu duvara gereksinim duyar. Bu kişiler, öğrencilerin kendilerine soru sormasını istemez. Çünkü içlerinde soruyu yanıtlayamama korkusu vardır. Bu kişiler diğer öğretmenlerle fazla kaynaşmaz ve söyleşmez. Kendi alan öğretmenleriyle bile tartışmaya girmez. Tartışmaktan, söyleşmekten kaçınır. Zira tartışırsa alanındaki bilgisizliği ortaya çıkacak. Bu kaygı ve korku onun öfke maskesiyle dolaşmasına neden olur. Bu örneğin benzerleri diğer meslek dallarında da görülür.
Bazı öğrenciler de çok öfkelidir görünüşte. Bu durum, daha çok başaramama önyargısıyla okuldan, derslerden, eğitimden uzaklaşanlarda görülür. Öfkeli görünmesinin nedeni, kendince öğretmenle arasına sınır koyma isteği. Bu öfkenin içinde dersleri, öğretilen konuları basit görmek, alaya almak ve bunlara burun kıvırmak vardır. “Zaten ben bunları biliyorum dinlesem ne olacak?” tavrı içindedir. Bu küçümseyici bakış, onun konuyu bilmezliğinden ve anlatılanları anlamayışından kaynaklanmakta. “Anlatılanları dinlesem, ilgi göstersem bunlar benim için çocuk oyuncağı anlaşılmayacak ne var ki?” der beden diliyle. Aslında onun öfkeli olmasının nedeni kendi yetersizliğini, yeteneksizliğini, tembelliğini, bilgisizliğini örtmek içindir. Bu tür kişiler de yüzüne maske takıyor, eğnine zırh giyiyor, gerçek duygularına gem vuruyor. Bu öğrenci kendini öğrenmeye, eğitilerek olumlu yönde davranış değişikliği göstermeye kapatıyor öfkeli bir tutum alarak.
Büyük olsun küçük olsun bazı kişiler, karşısındakileri öfkelendirmekten içten içe zevk duyar. Aslında bu, sağlıklı bir tinsel durum değil. Ancak bu kişiler, karşısındakini öfkelendirerek toplum içinde küçük düşmesine yol açar. Bu da onların kendilerinin toplumda yer edinme biçimi sağlıksız da olsa. Kurt dumanlı havayı sever, sözünün anlattığı gibi bu kişiler karışıklık ortamının bulanıklığında toplum içinde kendine yer edinmeye çalışır. Bu tür kişiler karşısında dikkatli davranılmalı. Onların tuzağına düşmemeli. Onların öfkeli kışkırtmalarına gülüp geçmeli. Özellikle çocukları, gençleri bu tür durumlar karşısında uyarmalı.
Dünyada her şey kararınca olmalı. Her şeyin aşırısı zarar… Öfkeyi de sevinci de aşırıya vardırmamalı. Her şeyin, her duygunun bir başı bir de sonu olmalı. İnsan düşüncelerini de duygularını da kontrol edebilir. En tehlikelisi de öfkeyi kan davasına dönüştürmek değil mi?
Adil Hacıömeroğlu






Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!