Evet...
Almanya’nın aşırı sağcı partisi AfD’nin (Almanya için Alternatif) ülkenin doğusundaki Saksonya Anhalt eyaletindeki seçimlerde oylarını iki katlaması, nüfusu 2 milyonun biraz üstündeki bu eyalet için değil, toplam 83,5 milyonluk tüm ülke açısından “faşizmin tırmanışı” olarak değerlendirilebilir...
Topu topu 13 yıllık geçmişi olan AfD, pazar günü yapılan seçimde yaklaşık yüzde 44 oyla eyalet meclisinin en güçlü partisi oldu. Aşırı sağcılar toplam 89 milletvekiliyle meclisteki mutlak çoğunluğu henüz yakalayamamış durumda. Ancak partinin eyalet başkanlığına aday olarak seçim kampanyasını yöneten genç ve karizmatik adayı Ulrich Siegmund’un kendisinin başında yer alacağı tek partili bir hükümet kurma hedefi halen hiç de gerçek dışı değil. Diğer partilerden AfD’ye bir ya da birkaç milletvekilinin transfer olması ve yüzde 5 barajını aşarak meclise girmeyi başaran “sol” parti BSW’nin BSW’nin (yeni adı “Sosyal Adalet ve Ekonomik Sağduyu İttifakı”, eski adıyla “Sahra Wagenknecht İttifakı”) eyalet başbakanı seçimlerinde “tarafsız” kalmasıyla böyle bir durum gerçekleşebilir. Hükümetin kurulamaması durumunda seçimin yenilenmesi olasılığının muhtemel sonucu ise daha karanlık. Bu seçimde on binlerce “sistem küskününü” sandık başına çekmeyi başarıp, seçime katılım oranının yüzde 78’i bulmasını sağlayan AfD tekrarlanan seçimde büyük bir olasılıkla oyların ve meclisteki milletvekilliklerinin yüzde 50’sinden fazlasını alabilir...
Daha önce yazmıştık.
AfD bir süredir tüm Almanya geneli açısından da en büyük parti. Yani durum böyle giderse, bu küçük eyalette yaşanan durumun bir benzeri bundan sonraki federal seçimde de yaşanabilir.
Aşırı sağın ve tabii ki faşizmin tırmanışı sadece Almanya’ya özgü bir durum değil. Bu durum dünyanın birçok ülkesi için geçerli. Aralarında Türkiye’nin de yer aldığı birçok ülke aşırı sağcılar tarafından yönetiliyor. “Batı dünyasının en büyük demokrasisi” olarak tanımlanan ABD’deki Trump yönetimi de bu “aşırı sağcılardan.” Yani dünyanın büyük bir bölümü için “olağan” bir durum bu artık. Ancak Almanya’nın dünya ekonomisi ve siyasetindeki tarihi ve güncel ağırlığı nedeniyle küçük bir eyaletindeki bu gelişme sadece bu ülke için değil, tüm dünya için çok önemli eşiğe işaret ediyor.
Peki neden böyle?
Almanya’nın ve dünyanın en büyük sendikalarından IG Metall’in (Metal İşçileri Sendikası) eski üst düzey yöneticilerinden Nafiz Özbek, geçenlerde gazetemiz için yazdı bunun nedenlerini. “Neofaşist” AfD’nin siyasal başarısını derinleşen yapısal bir krizin ve toplumsal sarsılmanın göstergesi olarak değerlendiren Özbek, aşırı sağın kitleselleşmesinin arkasındaki en büyük katalizör olarak derinleşen “ekonomik belirsizlikler”e işaret ediyor.
Ana akım partilerinin (o, “geleneksel eksendeki partiler” diyor) ekonomik sorunlara kalıcı çözümler üretememesi nedeniyle seçmenlerin radikal alternatiflere yönlendiren bir protesto psikolojine ittiğine işaret ediyor ve “ Aşırı sağ, ekonomik sıkıntıların faturasını kolaycı bir dille yabancılara ve göçmenlere keserek, krizdeki kitlelere sahte bir günah keçisi sunmaktadır“ diyor.
Bir de “küreselleşme, hızlı kültürel değişimler ve artan göç dalgaları“nın, toplumun belirli kesimlerinde “kendi kültürünü ve aidiyetini kaybetme“ korkusunu beslediğine işaret ederek, bu korkuların siyasete tahvil edilmesiyle, radikal akımların korku, nefret ve öfke iklimini körüklediklerini vurguluyor.
Bütün bunlar AfD’nin ve dolayısıyla faşizmin tırmanışını anlamak için en önemli faktörler...
Ama bir faktör daha var.
AfD’nin hem bu eyalette, hem de tüm Almanya’daki başarısının bir diğer nedeni de bu partinin Ukrayna savaşı, Almanya’nın Ukrayna’ya askeri yardımları, Rusya’yla ilişkiler konusundaki açık ve net tavrı.
Şu anda Almanya’nın Ukrayna’ya verdiği askeri ve ekonomik yardımların ve tabii ki politik desteğe, Rusya’ya yönelik ekonomik ve siyasal ambargolara karşı en etkin biçimde muhalefet eden parti AfD. Sosyal devlet harcamalarının Ukrayna’ya yönelik askeri yardımlar nedeniyle daraltıldığına işaret ederek bu durumdan rahatsız olan kitlelerin sempatisini kazanıyor. Aslında Sol Parti’nden ayrılanların kurduğu yeni parti BSW bu fonksiyonu üstlenmişti. Ancak çeşitli nedenlerle ilk zamanlar ciddi siyasi başarılara imza atan bu parti kendi içindeki sorunlar nedeniyle büyük güç kaybına uğradı, Saksonya Anhalt eyaletinde barajı aşarak, tamamen etkisiz kalmaktan kurtuldu. Ancak sistem partilerine muhalefet etmek için AfD’ye dolaylı da olsa destek anlamına gelecek tavırları nedeniyle ülke çapında büyük prestij kaybına uğramış durumda ve görünün o ki, bu çizgiyi sürdürecekler...
AfD aslında Almanya’nın yeniden silahlanmasına ve büyük bir askeri güç olmasına karşı değil. Bir gün merkez sağ partilerle özlediği ortaklığı gerçekleştirirse, büyük bir hızla onların Ukrayna ve Rusya politikalarına eklemleneceklerdir.
AfD tabii ki bir “barış” partisi değil, olamaz. Ancak bütün Almanya’nın hızla silahlanmasını ve Ukrayna’daki savaşa giderek daha etkin bir biçimde buluşmasını “Rusya’nın önümüzdeki yıllarda Almanya’ya saldıracağı” iddiasına dayandıran propagandaya – şimdilik de olsa – karşı çıkan en etkin parti. Aşırı sağın Almanya’nın doğusundaki siyasi başarısının ardında bir de bu “sol” tavır var...
Almanya’nın doğusundaki bu son gelişmeyle 1930’lardaki faşist tırmanma süreci arasındaki benzerlikler ilginç. Bilindiği gibi Hitler’in partisi NSDAP (Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi ya da kısaca Nazi Partisi) 1933’te iktidara geldi. Ancak bu parti, bundan bir yıl önce Almanya’nın doğusundaki bir eyalette (Thüringen) yönetimi çoktan devralmıştı. Şimdi de Thüringen’in komşusu Saksonya Anhalt’ta hükümet kurma aşamasında. Ve AfD, tıpkı 1932 ya da 1933’teki NSDAP gibi Almanya’nın en güçlü partisi... Ama bir fark var. O dönemki Nazi partisinin amacı ilk fırsatta komşu ülkelere saldırarak, I. Dünya Savaşı’nın rövanşını almaktı. AfD’nin ise böyle bir fantezisi yok.






Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!