Almanya için alternatif (Alternative für Deutschland / AfD) sadece ırkçı sağcı bir parti değil, aynı zamanda Manchester Kapitalizminden de daha acımasız neoliberal bir partidir.

Bu yazının amacı partinin Berlin Seçim Programından iki başlık özelinde yukarıdaki tezin doğruluğunun gösterilmesi olacaktır.

Aynı zamanda AfD’nin göçmen toplumu için nasıl büyük bir tehlike oluşturduğu da anlatılacaktır. Böylelikle son yıllarda göçmen toplumunda çoğunluk toplumunda olduğu kadar olmasa da artan AfD yanlılarının duruşlarını sorgulamaları da umulmaktadır. 

Zaman ve yer darlığından parti programının sadece en dikkat çekici noktaları yazıya konu edilmiştir. Önümüzdeki yıllarda ve özellikle 2029 Federal Meclis seçiminden önce bu konuda daha ayrıntılı bir çalışma planlanmaktadır.

AfD Berlin Seçim Programı genelde güçlünün yanında, zayıfın karşısında bir tablo çizmektedir. Özel sektörün, özel sermayenin çıkarı yararına politikalar önerilirken, program toplumun zayıf bırakılmış kesimlerini daha da zor duruma düşürecek hususlar içermektedir.

Diğer önemli bir nokta ise, programın iç güvenlik alanında güçlü devlet yaratma isteğine karşı bu güçlü devletin ekonomi alanında hiç kendini göstermemesidir. Bu alanda devlet tamamen devre dışı bırakılmakta ve bu özgürlük olarak sunulmaktadır.    

Bu girişten sonra seçtiğimiz, göçmen toplumunu özellikle ilgilendiren iki konuda tespitlerimizi somutlaştıralım:

Göç, Siyasal Sığınma, Vatandaşlık

Programın bu bölümümün başlığı ‘Almanya göç ülkesi değildir’ şeklinde seçilmiş. Bu gerçeklere, her on kişiden dördünün yabancı kökenli olduğu bir kentin gerçeklerine tamamen aykırı bir söylemdir. Siyaset, bilim ve iş dünyası Almanya’nın artık bir göç ülkesi olduğunu, göçe ihtiyacı olduğunu kabul etmektedir.

Programın ana fikri ‘Geri ya da tersine göç’ (Remigration) üzerine kurulmuş, bu sözcük tüm programda bolca kullanılıyor. Her olumsuzluğun sebebi göç olgusu olarak görüldüğü için çare olarak da tersine göç gösteriliyor. 

Bu sözcüğün kapsamı bizim açımızdan ilginç. Çünkü tersine göç hem Almanya’dan sınır dışı edilenleri, yani Almanya’yı terk etmek zorunda olan kişileri hem de ‘gönüllü’ olarak terk edecekleri kapsıyor ki, bu ikinci grubun burada çok uzun süredir yaşayanları, bu arada Türkiye kökenlileri de kapsadığı son derece açık. Bu grup için ‘Gönüllü Dönüş Programları’ öngörülüyor, ancak yine de belirleyici husus dönüş ya da sürgün. Olabildikçe çok kişinin bu gönüllü dönüş programından yararlanmasını sağlamak için de gerekli atmosfer yaratılacak, örneğin Berlin Göç Dairesi’nin adı ‘Göç, Siyasi Sığınma ve Geri Göç Dairesi’ olarak değiştirilecek, ağırlık Tersine Göç’te olacak.

Halbuki Türkiye kökenlilerin de oyuna da talip olan ve ırkçı ayrımcı olduğunu bildiğimiz bir partinin en azından ‘siz senelerdir buradasınız, artık buranın bir parçası oldunuz, bizim sizinle bir derdimiz yok, bizim derdimiz sadece suç işleyen yabancılarla ya da son dönemlerde gelen ve hukuken kabul görmeyen siyasi sığınmacılarla, gelin bize oy verin, sizin de şikâyet ettiğiniz onları gönderelim’ demeleri, yani Türklere bir nevi garanti vermesi beklenirdi. Fakat AfD’nin siyasi amacı son tahlilde olabildiği kadar fazla yabancı kökenli insanı göndermek olduğu için böyle bir söylemi -en azından yazılı olarak- yok. Yani bizler de ‘AfD’nin bizle bir alıp veremediği yok, onun derdi suçlu sığınmacılar’ düşüncesine kapılmamalıyız. Bilmemiz gereken AfD’nin tüm yabancı kökenlilere karşı olduğudur.

Bir başka önemli konu AfD’nin Çok Kültürlülük olgusunu tamamen reddettiğidir. Yani bir şekilde Almanya’da yaşamaya devam edecek yabancı kökenlilerin Alman Öncü Kültürünü (Leitkultur) kabul etmekten de öteye bu kültürü özümsemeleri, yani asimile olmaları şart koşuluyor. Ancak bu şartla, yani toplumda kendi kültürü ile görünmeme şartı ile Almanya’da yaşamaya izin var.

Bu ana konular dışında bazı diğer dikkat çeken hususlardan bazılarını ara başlık olarak kayda geçirmekte fayda var.

·         Siyasi sığınmacılara angarya iş yaptırılabilecek

·         Siyasi sığınmacılara sadece ayni yardım yapılacak, nakit yasaklanacak

·         Siyasi sığınmacılara yapılan yardımlar en aşağı seviyeye düşürülecek

·         Vatandaşlık Başvuru işlemleri usulsüzlük suçlamalarının kovuşturulmasının sonuçlanmasına kadar tamamen durdurulacak

·         Vatandaşlık Başvuruları sadece memur (Beamte) statüsünde olan bir görevli tarafından karara bağlanacak ki, bu statüde genel olarak doğuştan Alman şahıslar çalışabilmektedir.                  

·         Berlin Katılım Yasasında (Berliner Partizipationsgesetz) yabancı kökenli insanlar lehine öngörülen tüm destekler yürürlükten kaldırılacak

İnşaat ve Konut

AfD Berlin Seçim Programı hemen her olumsuzlukta olduğu gibi konut sorununu da göç olgusuna bağlıyor, fakat bu arada son yıllarda Berlin’e Almanya’nın diğer bölgelerinden gelen iç göçü sorun olarak göstermiyor.

Program, özellikle devletin sahip olduğu konut şirketlerinin (Landeseigene Wohnungsunternehmen -LWU) dairlerini kiralamada bir puanlama sistemi getirerek Berlinlilere öncelik tanıyor. Berlinli tanımı ise Berlin’de doğmak ya da uzun süre Berlin’de yaşamak anlamına geliyor. Buna ek olarak sistem için önemli gördükleri meslek gruplarına ek öncelik tanıyor. Bu meslek gruplarına örnek olarak polis, hastabakıcı, itfaiye eri, vatman, otobüs şoförü sayılıyor.

Bu puanlama sistemi Anayasa’ya ve Genel Eşit Muammele Yasası’na (Allgemeines Gleichbehandlungsgesetz-AGG) açıkça aykırı. Buna rağmen programdaki bu hususu AfD Berlin Meclis Grubu’nun yayınladığı bir video ile bağlantı kurarak yorumlamak gerekiyor. Bu videoda meslek grupları karikatürize edilerek gösterilmiş ve göçmen kökenli bir şahsı andıran tek bir görsel, örneğin baş örtülü bir kadın ya da Siyah bir Berlinli yok. Bu da bize AfD’nin Berlinli derken kimi kastettiğini ya da kimi kastetmediğini açıkça gösteriyor. Berlinli kamuflajı altında dairelerin göçmen kökenlilere verilmeyeceği saklanıyor.     

Ayrıca siyasal sığınmacılara daire verilmeyeceği açıkça ifade ediliyor ki, bu açıkça ırkçılık.

Program özellikle özel ve spekülatif yatırımcıların yolunu açan, gerekli düzenlemeleri en aza indiren, özel mülkiyete aşırı öncelik tanıyan bir şekilde düzenlenmiş.

Bu konuda iki somut örnek verelim:

·         Mahallelerde toplumsal dokuyu korumaya yönelik yönetmeliği (Milieuschutz) tamamen kaldırmayı öngörüyorlar, ki bu da spekülasyon amaçlı özel yatırımlarla dar gelirli aileleri yaşadıkları muhitten koparıp atma sonucunu verir.

·         Emlak vergisini kaldırmak istiyorlar. Bu ilk bakışta anlamlı görünebilir. Ancak bu vergi kaldırılınca bu vergi gelirlerinden karşılanan hizmetlerin nasıl gerçekleştirileceği konusuna programda değinilmiyor.

Dar gelirliyi koruma iddiasında olan bir siyasal partiden beklenen, ancak programda yer almayan konular da önemli.    

·         Kiraların orantısız artışı nasıl önlenecek?

·         Yasa dışı kira artışlarına karşı ne gibi önlemler alınacak?

·         Dairelerin kısa süreliğine fahiş fiyatla kiralanmasına karşı bir önlem öngörülüyor mu?

·         Daireleri spekülatif amaçlarla boş tutan ev sahiplerine bir yaptırım uygulanacak mı?

·         Yapı izni olmasına rağmen spekülatif amaçlarla inşaata başlamayanlara karşı bir önlem alınacak mı?  

Sonuç

Özellikle göçmen kökenli seçmenler AfD’nin olası göz boyamalarına karşı dikkatli olmalı, sandığa giderken bu partinin ırkçı ve ayrımcı söylemleri kadar neoliberal ekonomik programını da göz önüne almaları gerekmektedir. 

 

Remzi Uyguner