Bir zamanlar bizim oralarda düğünler bile sokakta yapılırdı.
Masalar kurulur, yemekler hazırlanırdı birlikte.
Mahalle halkı gücü yettiği kadar katkıda bulunurdu içtenlikli, cömert
Akrabaya bırakmazdı komşular
Yemesinden içmesine kadar
Mutlu olurlardı birlikte
Bugün sana, yarın bana demeden…
Oğlan evi-kız evi fark etmezdi konu-komşuya
Sanki kendi oğulları ya da kızları gibi diye düşünürlerdi
Damat oğlu, gelin kızıydı hepsinin…
Uzaktan gelen akrabalar, tanıdıklar önce düğün evine gelirler, Oradan konak evine götürülürdü… Fakir zengin ayırımı yapmadan yüksünmeden… Orkestra yoktu daha. Çalgıcılar olurdu; cümbüş, keman, darbuka, gırnata çalarlardı düğün boyunca. Sabah bayrak dikilirdi düğün evine Davullar, zurnalar çalardı Halaya dururdu mahallenin delikanlıları Damlarda salkım saçak olmuş ergen kızlar kıkırdayarak halay seyreder, alkış tutarlardı. Oğlu olan analar gelin beğenirlerdi göz ucuyla… Akşam kurulmuş masalara mahallenin büyükleri yaşlıları oturur, geçmişten anılar tazelerlerdi. En çok o anları dinlemeyi severdim çocukluğumda Askerlik, kurtuluş savaşı anıları derken Kore hatıralarını anlatırlardı Şehitleri anlatırlardı da savaşın nedenini bilmeden. Vatan için desen değil, din için desen o da değildi Dünyanın diğer ucunda Amerikan askeri ölmesin diye Mehmetçikler gönderilmişti kurbanlık, Bugünlerdeki gibi Suriye’de, Irak'ta, Libya'da ölen Müslüman, öldüren Müslüman Soramıyor ehli Muhammed; neden diye? Ezandan önce, Mahallenin imamı gelirdi düğün evine Resmi nikahtan sonra nikah kıyardı, şahitler huzurunda gelin ve damadın gaybetinde. Duasını eder Camiye yönelirdi Köstekli saatlere bakmak sıklaşınca, mahallenin bıçkınlarında, orta yaşlılarda bir canlanma başlardı Birazdan masalar boşalacak, mezelerle, zulalarla dolacaktı  Kenarda kurbanda kesim yerindeki kediler gibi kıpır kıpırdanırken delikanlılar… Mahallenin büyüğü anlardı, babacan haliyle; ''Ağzınızla için ha!'' öğüdünü verirdi, meydanı onlara bırakırken. Bazı yerlerde üç, bazı yerlerde dört gün sürerdi. Düğün sonunda konuklar yolcu edilir, Yorgunluk sayılmazdı komşunun komşuyla dayanışması… İki arkadaş, tanıdık bir köy düğününden minibüsle evlerine dönüyorlarmış; Yarım saat geçince sıkılmaya başlarlar… Biri, arkadaşına dönüp sorar; ''Yav dayoğlu, düğünlerde içmeyenler nasıl vakit geçiriyorlar acaba?'' Yılbaşları da öyleydi… Bayramlarını da yaparlardı, yılbaşlarını da. Artık düğünlerde mahallenin büyüklerinin hoş görüsü yerine Mahallenin imamının sözü geçer oldu. Muhtarlarda iktidardan yanaysa Kıyılırdı çocuk gelinlerin nikahları, oyun oynamak yerine Ulu emre itaat diyerekten… En azı üç, makbuşü beş çocuk doğurmak göreviyle… İçki yasak, kızlı erkekli halay bile mekruh sayılır… Gücün yetiyorsa; devlet malı deniz… Güvenlik güçleri Hırsıza, arsıza, zehir tacirlerine bakmıyorlar artık; Soğan patates depoları basıyorlar Bir de sarı yelek diyenleri hele giymek şöyle dursun, adını bile andın mı sarı lafını Yandın gitti Vakti zamanında MAVİ sözü, şarkısı bile yasaktı… Birilerini kızdırmamak için…. Siyasete girmeden eskiyi anayım istedim… Başka mana çıkarmayın, lakin Çocukluğumu çok arıyorum…. Yıldız AKALIN