TV’de, bir çocuğun; ‘’Bırakın! Bırakın!’’ çığlıkları duyuluyordu. Olaya tanık olan bir vatandaş, cep telefonu ile görüntüleri muhalif bir kanala göndermişti. Çocuğun feryatlarının nedeni, AKP’li Esenler Belediyesinin zabıtaları ile dokuz yaşındaki bir çocuğun seyyar arabasına el koyma didişmesiydi. Zor seçilen görüntülerde çocuğun belediye zabıtalarının arasında ‘’bırakın’’ çığlıklarının nedeni anlaşılınca: ‘’Bu kadarı da olmaz!’’ Diye haykırasım geldi. Zabıta ordusunun karşısında dokuz yaşındaki bir çocuk… Dokuz yaşındaki Yusuf, akranları sıcak yuvalarında karınları tok, oyunlar oynarken, ekmek parası için soğukta aile sorumluluğunun mutluluğunu yaşamak istemişti. O’da, tıpkı yasal yollardan hak arayan emekçilerin, barışseverlerin iktidarın sopası görevini üstlenmiş yandaş yargı ve polislerce hoyratça, acımasızca yok etmenin benzeri ile karşılaşmıştı. Seyyar arabasının elinden alınmaması için direnerek; Çığlıkları atan çocuğun çığlıkları ve bu çığlıklara karşı kaba, acımasız bir tutum gösteren, öfkeli zabıtanın tavrı- koalisyonunun muhalefete ve muhalif halka tavrının kopyası gibiydi. Salgın nedeniyle işsiz kalan babası ile seyyar tezgahta balık satarak, aileye katkı sağlama kıvancını yaşarken, hoyrat bir zabıta memurunun acımasız tutumu, Türkiye’yi yönetenlerin tutumunun bir kopyasıdır. Üstelik çocuğun kolunu sıkarak: ‘’Dayılanması, o çocukta, bir oluşturacağı umurunda bile değildi. Tıpkı yeteneksiz hükümetlerin, her Kürt vatandaşımızı potansiyel birer terörist görerek, bu insanları devletinden soğuttuğu gibi… Türkiye, devleti zorbalıkla tanıtmaya çalışan zabıtadan önce de bu örnekleri çok yaşamıştı. i Maden faciasında yakınını kaybeden gencin isyanına sinirlenerek diyerek boğazını sıkan Erdoğan’dan acılı genç, ‘’ yaşayarak öğrenmişti. Erdoğan’ı protesto eden genci iki jandarmanın yere yıkması yetmemiş, yere yıkılan gence tekme atan Başbakanlık müşaviri Yusuf Yerkel ’de, Devlet’in gücünü tekmeyle göstermişti. Ayıp olan,21. yüzyılda yoksul ailelerine katkı için gençlerin ve çocukların çöp bidonlarından plastik şişe, kağıt, demir toplaması değil, o ailelere yardım edemeyen devletindir. . Corona salgınının başladığından bu yana, uzaktan eğitime katılamayan çok sayıda çocuk ailesine yardım edebilmek için çalışmak zorunda kalmıştı. Bu günlerde yoksul mahallelerde yaşayan halk, yeterli gıda şöyle dursun, açlıkla karşı karşıyalar. Şahsım Devleti, Suriye’den ve diğer İslam ülkelerinden getirdiği sığınmacılar için, AB’den koparılabildiği kadar para koparmak yanında, iktidarın demokrasi, insan hakları ihlallerini sorgulamasını engellemek için, tehdit aracı olarak Avrupa’ya Diye şantaj yapacaktı. Bu şantajı Merkel defalarca yemişti! O sığınmacılar bu salgında T.C. kimliği kazananların dışında, Erdoğan’ın işine yaramadığı için aynı yoksul Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi kaderlerine terk edildi. Bebekler açlıktan öledursunlar, evine ekmek getiremeyen babalar intihar ededursunlar… salgın ölülerine mezarlıklarda yer kalmayadursun, sağlıkçıların ısrarla eve kapatma kararı alınmasını istemeleri Şahsım Devletince reddediliyor. Devletin yedek akçesini bile tüketen Şahsım Devleti, suçu Berat’a atmaktan çekinmedi. Açlıkla mücadele eden yoksul halk bir de Corona ’ya teslim olmuşken Katar’a tarım alanları, İstanbul’un paha biçilmez arsaları, tank-palet fabrikası yetmemiş yanında Türkiye’nin suyunu bile sattıktan sonra: Şahsım Devletim, 30 ülkeye yardım yapılacağını müjdelemez mi? Eee! On iki Saray yetmediği için, Ankara’da 1150 odalı, Otluk Koyunda uçan kuşa yasak Külliye, Ahlat’taki yeni Külliye, buralarda çalışan elemanlar, bahçe düzenleme, masrafları, aylık elektrik bedeli bile yüzlerce ailenin gelirinden bile fazla… Düzineyi bulan Şahsım Devletimi taşıyacak özel uçaklar, yüzlerce lüks arabalar Bilal Mahdumun atacağı oklar … Bütün bunlar sadece: Yıldız AKALIN