Her toplum esasında kendisine benzeyen yöneticileri ve toplumsal figürleri seçer.
Ahlakin dibe vurduğu bir toplumdan ahlaklı yönetenler, sivil kahramanlar seçilmesi çok mümkün değildir.

Her toplum esasında kendisine benzeyen yöneticileri ve toplumsal figürleri seçer.
Ahlakin dibe vurduğu bir toplumdan ahlaklı yönetenler, sivil kahramanlar seçilmesi çok mümkün değildir.
Elli bin canımızı yitirdiğimiz, acı felakette bile kurumlarına ve yönetenlerine güvenemeyen bir milletin, kendi içinden biri tarafından dolandırılması hikayesi ortaya çıkıyor ve aslında biz kendi gerçeğimizle yüzleşiyoruz.
Hikaye de ava giderken avlanan işadamı da var, birçok suç dosyasında ismi geçen siyasi de var..
"Biz nasıl bu hallere düştük," serzeniş eşiğini aslında çoktan geçtik. Suçlu gerçekten suçlu mu, yoksa, sistemin mağduru mu..?
Ya da bir kurban mı ..? Bilen yok..
Mesela bir kısım halk Levent'e kahraman derken, bir kısım halk hakarete boğuyor...
Toplumsal çürümede, önce güven biter ahlaki sınırlar kaybolur ve halk, dolandırıcıların hedefi haline gelir. Bu hedef, kahramanımsı bireyler ve sözde kurtarıcı kurumlar yaratabilir.
Üstüne devletin kurumlarının ve yönetenlerin yolsuzlukla adlarının sık sık yan yana gelmesi de, halkın alternatif figürlere yönelmesine neden olur.
Tam bu noktada belirleyici faktör nedir, dersek... ...İşte bunu dediğimiz de, toplumun ahlaki seviyesi karşımıza çıkar. Çünkü Toplumun seçtiği veya güvendiği figürlerin niteliği genellikle toplumun seviyesi ile aynıdır.
Özellikle, yaşanan büyük acılar ve afetler sonrası devlete ve resmi kurumlara duyulan güvenin azalması, insanları bireysel "kahramanlara" veya popüler figürlere sığınmaya zorlar.
Ancak, sistemdeki çürüme o kadar derindir ki, bu alternatif figürler, kısa sürede şahsi çıkarların ve karanlık ilişkilerin merkezine dönüşebilir.
Ahbap dediğimiz yapılanmanın soruşturmaları tam da bu gerçeği yansıtmaktadır.
Dava dosyasında kişisel hesaplara aktarılan milyonlarca dolardan tutun, örgüt üyeliğine kadar giden onlarca suçlama veya suç var.
Ava giderken avlanan iş insanları ile iktidara mensup siyasilerin bile adı geçmektedir.
Hiç şaşırmamak gerek, çünkü sistemdeki denetimsizlik ve liyakatsizlik sadece devleti değil, sivil toplumu ve ticari ilişkileri de etkiler. Ahlakın dibe vurduğu bir ülkede denetimsizlik, kontrolsüzlük içinde herkes kendi kurallarını yaratır. Mağdurum diyen de dahil olmak üzere her birinin aslında çıkar odaklı adımlarla olaylara dahil olabilirliği ve suç ortaya döküldüğünde, “sütten çıkmış ak kaşıklar da vardır”, belki demek de saflık olur.
Bu kadar yanlışın ve dibe vurmuş ahlakın içinde doğru bir şey aramak ise saflık çizgisini de aşmış olur ..
Bizdeki durum anlattığımızdan da karışık..
Yargı kararları doğrudur, cümlesini, kesin bir dille kuramıyoruz,
İktidarın geçmişi, bugünü, kurumların işleyişi vs. vatandaşına karşı tarafsızdır ve haksızlık yapmaz, tarzında bir güven hiç veremiyor.
Peki, Haluk Levent mağdur ya da kurban mı? Geçmişine, ilişkilerine ve şimdiye bakıyoruz, yine emin olamıyoruz.
Korkunç bir belirsizlik, acı bir güvensizlik...
Kol gezen toplu bir Ahlaksızlık!
Çare ise "üstün Ahlakı" temel toplum felsefesi olarak gören Atatürk`ün yaptığı esşiz vurguda.
... "Şayet bir gün, çaresiz kalırsanız, bir kurtarıcı beklemeyin. Kurtarıcı kendiniz olun !
Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…