Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının verilerine göre ülkemizde 190 siyasi parti bulunmaktadır. Son olarak 24 Temmuz 2026 tarihinde Yeni Parti kurulmuştur. Yeni Parti adıyla da daha önce iki parti kurulmuştu. 

Yeni Parti adıyla ilk kez 7 Ekim 1993 tarihinde Yusuf Bozkurt Özal başkanlığında parti kuruldu ve Turgut Özal'ın liberal ekonomi politikalarını sürdürmeyi amaçlayan merkez sağ bir hareket olarak öne çıktı. 1995 genel seçimlerinde %0,13 oranında oy aldı ve 21 Kasım 1997 tarihinde yapılan olağanüstü kongrede alınan kararla Yeni Parti feshedilerek Demokrat Parti bünyesine katıldı. 

Aynı adla 23 Haziran 2008 tarihinde Alper Tunga Aytaş başkanlığında Yeni Parti kuruldu; laiklik, ulusal egemenlik ile merkez sol siyaseti temel alan bir siyasi çizgiyi benimsedi.  Ancak ülke genelinde gerekli teşkilatlanmayı tamamlayamadığı gibi geniş seçmen desteğine ulaşmakta zorlandı ve 19 Mayıs 2012 tarihinde yapılan olağanüstü kongrede alınan kararla Yeni Parti feshedilerek Hak ve Eşitlik Partisi (HEPAR) bünyesine katıldı. 

Her iki Yeni Parti’nin ömrü yaklaşık dört yıl sürdü. Üçüncü kurulan Yeni Parti’nin varlığını ne kadar sürdüreceğini hep birlikte göreceğiz. Son kurulan Yeni Parti, kesin hükümsüzlük-mutlak butlan kararına karşı CHP’den ayrılanların kurduğu partidir. Herkesi kapsamak gibi bir amacı olan Yeni Partinin ideolojisi, yerel seçimlerde kullanılan ‘Türkiye İttifakı’ anlayışının benzeridir. Partinin programı incelendiğinde ideolojik tutarsızlık belirgin olarak görülmektedir. 

Parti tüzüğünü ve programını okumadan Yeni Partiye destek verenler oldu. Okumayı sevmeyen bir toplum, düşünmeyi ve sorgulamayı unutunca özellikle medyanın algı yönetimiyle önüne sunulanlara balıklama atlamaktadır. ‘Ortak Gelecek için Yeni Parti Programı’ adıyla yayınlanan program, CHP’nin 2025 tarihli parti programıyla benzerlikler göstermektedir çünkü her iki programı da aynı ekip yazdı. Programdaki ‘Düşünsel Temellerimiz ve Siyasi Kimliğimiz’ başlığı altındaki barış yorumunun, ülkemizdeki farklı etnik kimlikler arasında çatışma varmış gibi ayrımcı bir varsayıma dayandırıldığı görülmektedir. Programın ‘Demokrasi, Yönetim ve Adalet’ başlığı altında “Cumhuriyetimize yurttaşlık bağı ile bağlı olan herkes eşittir. Türk Milleti bu anlayışla tanımlanır” yazmaktadır. Bu tanım eşsiz liderimiz Atatürk’ün “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” tanımından farklıdır, toplumu ayrıştırmak amaçlıdır ve Anayasanın 66. maddesine de aykırıdır. 

‘Demokrasi, İnsan Hakları ve Hukukun Üstünlüğü’ başlığı altında “sosyal ve ekonomik haklar, medeni ve siyasi haklarla birlikte ele alınacaktır” cümlesi, Birleşmiş Milletlerin İkiz Sözleşmeleri adı verilen ‘Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ ve ‘Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi’nin başlıklarıdır. Programa bilinçli ama gizlice yerleştirilen bu ifadeler uygulamaya konulursa, ulus devletlerin parçalanıp, milleti etnik olarak halklara bölmeyi ve  İkiz Sözleşmelerin birinci maddesine göre isteyen halkın kendi kaderini tayin hakkını kullanmasına yol açabilir. Yine aynı başlık altında “Ana dil haktır. Bu yaklaşımla tüm yurttaşların ana dilini öğrenme, kullanma ve geliştirme hakkı sağlanacaktır” yazmaktadır ama Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi dilinin Türkçe olduğu yazmamaktadır. Ulus devletin olmazsa olmazı dil birliğidir. Ana dilde eğitim parçalanmayı kolaylaştırır ve bölücülerin en sık kullandığı sözcüklerdendir. Dünyadaki ülkelerin neredeyse tamamında farklı anadiller konuşulsa da tüm işlemlerde resmi dil kullanılmaktadır. 

Programın ‘Yerellik ve Yerinden Yönetim’ başlığı altında “Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı tam olarak uygulanacaktır” yazmaktadır. Türkiye’nin bazı maddelerine çekince koyduğu bu sözleşme ulus devletlerin etnik olarak bölünmesi için tasarlanan yıkıcı bir sözleşmedir ve federalizme geçişin önemli adımlarındandır. Bu sözleşmenin tamamının uygulanması demek, ulus devletin sonu demektir ki bunun Türkiye’nin üniter yapısı için büyük tehlike oluşturabileceği unutulmamalıdır. 

Programda ‘Romanlar’ başlığı altında yazılanlar, ayrımcı bir ifadedir. Çünkü Romanlar Türk Vatandaşıdır ve hukuken herhangi bir ayrıma uğramazlar. Böyle bir başlık, ayrımcılığı körükleme anlamındadır. Benzer şekilde “Alevi yurttaşlarımızın haklarını etkin biçimde koruyacak, hak ihlallerinin önlenmesini ve giderilmesini sağlayacak kurumsal mekanizmalar oluşturulacaktır” söylemi de toplumu mezhepsel olarak ayrıştırma amacı taşımaktadır. 

Programın ‘Refah ve İstikrar Temelli Dış Politika Vizyonu’ başlıklı bölümünde ülkemizin Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği, AGİT ve NATO'daki etkinliğinin güçlendirilmesi yazmaktadır. Ülkemizin batı ittifaklarında kalarak ne kadar sömürüldüğü, tam bağımsızlığının yok edildiği bilinerek batı ittifaklarını savunmak, emperyalizme hizmet etmektir. Bunun yerine daha bağımsız ve dengeli bir dış politika izlemeye gereksinim olduğu bilinmelidir.  Aynı başlık altında “Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin egemenlik hakları kararlılıkla korunacak, enerji ve kaynak paylaşımında ulusal çıkarlar esas alınacaktır” yazmaktadır ancak Yunanistan’ın Ege Denizinde işgal ettiği adalarımız ile silahlandırılan adalar konusu ve Mavi Vatan talebinden söz edilmemiştir. 

Programda ‘Ulusal Güvenlik ve Savunma’ başlığı altında askeri hastanelerin yeniden açılması yazarken, askeri liselerin tekrar açılması gerektiği unutulmuştur. Programda ‘Göç Yönetimi ve İnsan Hakları’ başlığı altında sığınmacı göçmenlerin geri gönderileceği de unutulmuştur. 

Yeni Parti, Kürt kökenli vatandaşlarımızdan oy alabilmek için, parti programında yer yer bölünme heveslilerinin terminolojisini kullanmıştır. Kürt sorunu, eşit yurttaşlık, ana dil haktır, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartının tam olarak uygulanması gibi söylemler, bölücü terör örgütü PKK ve siyasi partisi DEM’in kullandığı ifadelerdir. Emperyalizme yaslanan Yeni Parti programında 15 kez “Bu kara düzeni değiştireceğiz” söylemi kullanılmasına karşın, araya Atatürk adı sıkıştırılarak topluma umut verilemez. Yeni Partinin programı neoliberal merkezlidir bu nedenle yeni olan politikaları değil sadece partinin adıdır. 

YENİ PARTİ


Bir partiyi tarihsel bellek, sağlam ideolojik duruş, ortak ilkeler ve değerler ayakta tutar. Bunun yanında partinin tüzüğünün ve programının da toplumda benimsenmesi çok önemlidir. CHP’nin tarihsel önemine aldırış etmeden, ülkemizin kurucu değerlerini önemsemeden CHP’den koparak ya da kopartılarak yeni parti kurmak risklidir. 

Bir partinin toplumun geniş kesimlerine ulaşması, kendi özünü eritmesi anlamına gelmez; farklı toplumsal kesimleri bir arada tutan olgu, sağlam bir ideolojik çerçevedir. Cumhuriyetimizin kurucu ideolojisinden ve temel ilkelerinden rahatsızlık duyanlar açıkça Atatürkçü tabanı ürkütmemek adına ‘kapsayıcılık’ ifadesiyle yol almak istemektedir. Kapsayıcılık ifadesi ile ideolojisiz ve kimliksiz kurulan partiler uzun soluklu olamaz. En tuhaf olan ise böyle partilerin topluma yeni gibi sunulmasıdır. 

CHP, Atatürk’ün emanetidir, terk edilemez; ancak korunur. Mücadele edilmesi gereken yer CHP’nin dışı değil, CHP’nin içidir. CHP’yi kurtarmanın yolu, CHP’yi boşaltmak değil; CHP’ye sahip çıkmaktır. CHP’ye sahip çıkmak kesin hükümsüzlük-butlan kararına sahip çıkmak değildir; genel başkanlar, yönetimler geçicidir, kalıcı olan CHP’nin kurumsal kimliğidir. Bugün yapılması gereken; çeşitli nedenlerle CHP’den ayrılmak değil, bilinçli mücadele etmektir. CHP milletin partisidir; kurucu irade terk edilmez, edilmemelidir. CHP’nin küçültülerek bölünmesinin sadece AKP iktidarının devamını sağlayacağı unutulmamalıdır.

Suay Karaman