Siyasetin sadece kürsüye çıkıp konuşmak olmadığını, hazırcevap olmayı da gerektirdiğini gösteren çok güzel bir anekdot anlatılır.
Rivayete göre Kamer Genç, Meclis kürsüsüne çıkıp önemli bir konuşma yapacakken, onu sabote etmek isteyen bir grup milletvekili sürekli “Sünnetsiz!” diye bağırmaya başlar. Ama Kamer Genç lafın altında kalacak adamlardan değildir. Döner ve şu cevabı verir:
İnsan bazen düşünmeden konuşunca, karşısındakinin vereceği cevabı da hesap etmek zorundadır. Çünkü laf taşımak kolaydır; altında kalmamak ise bilgi, zeka ve cesaret ister.
Ah be güzel halkım…
Her şeyin başı eğitimdir. Hakkı, hukuku, demokrasiyi ve sorgulamayı bilmektir.
Devr-i daim olsun Aziz Nesin’in yıllar önce yaptığı çok çarpıcı tespitlerden biri hâlâ kulaklarımızda çınlıyor. Şöyle diyordu:
“Yobazın biri çıkıp ‘Tuvalete gitmek haramdır.’ desin; bu ülkede altına sıçacak binlerce cahil bulursun.”
Belki sert bir ifadeydi ama vermek istediği mesaj çok açıktı: Sorgulamayan toplumlar, başkalarının düşüncelerinin peşinden gider.
Bugün sadece Türkiye’ye değil, dünyanın geneline baktığımızda da ortaya oldukça ilginç bir tablo çıkıyor. Politikacılar ayrı bir âlem, seçmenler ayrı bir âlem…
Sonra da kendi kendime diyorum ki; bu seçmene, bu siyasetçiler normal.
Ben bunu yıllardır derslerimde de anlatıyorum.
Doğada bütün canlılar üremeye programlanmıştır. Üreyebilmek için beslenmeye ihtiyaç duyarlar. İnsan ise bunlardan farklı olarak düşünme ve sorgulama yeteneğine sahiptir.
İnsanları dikkatle gözlemlediğinizde size mutlaka bir ipucu verirler.
Dünyanın neresine giderseniz gidin, yanlış politikaları sadece duyarlı insanlar sorgular. Geri kalanların önemli bir kısmı ise takım tutar gibi parti tutar. Düşünmez, araştırmaz; sadece inanır.
Bu durum sadece siyaset için değil, dinî ve ideolojik tartışmalar için de geçerlidir.
“Benim dinim seninkinden daha iyi.”
“Sen gavur gibi düşünüyorsun.”
“Bizim yolumuz en doğru yol.”
Peki iş hak yemeye, torpile, çıkar sağlamaya veya başkasının hakkını gasp etmeye gelince?
İlk fırsatta bunu yapan yine aynı insanlar olabiliyor.
CHP’de yaşananlar da maalesef içler acısı. Kendini “aydın” olarak tanımlayan bazı kişiler hâlâ “Piro tertemizdir.” diyebiliyor.
Oysa siyasetin temel kuralı şudur:
Hiç kimse eleştirilemez değildir.
Bir siyasetçi veya bir parti hata yaptıysa bunu konuşabilmeliyiz. Demokrasi tam da bunun için vardır.
Bu arada yaklaşık altı hafta sonra Berlin’de seçim var.
Yine vaatler havada uçuşuyor.
Elbette istisnaları var; gerçekten çalışan, halkın arasında olan ve emek veren siyasetçileri tenzih ediyorum. Ama bazıları da biraz güç ve makam görünce seçmeni tanımamaya başlıyor.
Şimdi buradan soruyorum:
Berlin’in trafik sorunu var. Kim çözecek?
Emeklilik sistemiyle ilgili sorunlar var. Kim çözmeye talip?
Konut krizi her geçen gün büyüyor. Çözüm nerede?
Okullarda eksikler var.
Kalifiye eleman açığı var.
Bürokrasi vatandaşın önünde dağ gibi duruyor.
Mülteci ve uyum politikalarında ciddi sorunlar yaşanıyor.
Ve ne yazık ki hâlâ Almanya’da tamamen ortadan kalkmamış bir ırkçılık gerçeği var.
Bunlar sadece aklıma ilk gelenler.
Peki son dört yılda bunların hangisi çözüldü?
Önümüzdeki dört yılda hangileri gerçekten çözülecek?
Yoksa biz yine seçimden seçime mi hatırlanacağız?
Her duyarlı vatandaş mutlaka sandığa gitmeli.
Ama görev sadece oy vermek değildir.
Asıl görev, oy verdikten sonra da takip etmek, sorgulamak ve gerektiğinde hesap sormaktır. Çünkü demokrasi sadece sandıkta başlamaz; sandıktan sonra da devam eder. Alman vatandaşı olan herkesi oy kullanmaya davet ediyorum.
Yorumlar
…Yorumlar yükleniyor…