Dünya üstünde hiçbir millet bizim kadar ordusuna, vatanına, milletine ve Atatürk değerlerine bağlı değildir. Hoş; bunlara değer vermeyenleri bir gözden geçirmek gerekir. Bence onlar, ne olduklarının farkında bile değillerdir. Sadece nüfus kağıtları Türk’tür.
30 Ağustos kutlamalarından 9 Eylül’e kadar geçen süreçte insanların milli duygularının nasıl şahlandığını, sözlü veya sessiz eylemleri ile bunu gerek açık alanlarda gerekse sosyal medyada nasıl gündeme getirdiklerini izliyoruz. En basiti Şampiyonluğu göğüsleyen voleybolcularımızın nasıl çoşku ile karşılandığını, bayrak ve vatan sevgisinin boyutlarını görebiliyoruz. Bursaspor taraftarının nasıl coştuğunu, bir askeri birliğin geçişinde, bir davulun vuruşunda, bir boru sesinde insanların davranışlarına baktığınızda coşkunun ve vatandaşlığın gerçek çizgilerini görüyorsunuz.
İşin en kötüsü ülkedeki siyasi hayatın çalkantıları, partilerin rekabette her şey mubah tutumları, oradan oraya transfer olanların davranışları halk kitlelerince hiç te hoş karşılanmıyor. Dolayısı ile parti mitinglerindeki havanın yerini bayram kutlamaları almaya başladı. Bayramlar bir, mitingler sıfır şeklinde değerlendirmeler var.
Bu gidişte korkarım ülke coşkulu bir seçim atmosferi yaşayamayacak. Çünkü pek çok kimse sandığa gitmeyi düşünmüyor. Ne tehlikeli bir durum? Geçmiş seçimlerde maliyetine bakmayanlar, Ankaradan Istanbul`a gitmeye üşenmeyenler, şimdi bir semtten diğerine gitmeye üşeniyorlar… Bunu açıkça dillendirmiyor.
30 Ağustos gibi muhteşem bir zaferi hakkı ile kutlamamak, İzmir`de duyulan 9 Eylül coşkusunu tüm yurda yaymamak milli şuura ve tarihimize sürülebilecek affedilmez bir hatadır. Düşmanların yapamadığını yapmak demektir. Ancak günümüzde öylesine hatalar yapılıyor ki, geçmişi hatırlatmanın yolunu açıyor, milletin Mehmetçiğe kurşun sıkanların karşısında daha çok kenetlenmesine neden oluyor.
Toplum bilimciler iki şeyden korkar. Sindirilmeye çalışılan bir halkın öfkesinden, ikincisi öfkelenmiş halka otoriter rejimlerin yapacağı müdahaleden… Sindirilmiş olan kitlelerin ne zaman patlayacakları hiç belli olmaz. Fransız ihtilalini inceleyenler bilirler ki, kral sarayda pasta yerken halk çöplerden beslenip, fare kovalıyordu. Sonunda ihtilal hiç beklenmedik bir anda halk hareketine dönüştü ve lider olmalarına ihtimal dahi verilmeyen insanlar geniş halk kitlelerini etkilediler. Hapishane kaçakları, dilenciler ayaklananların arasına karışıverdi. İhtilal ile birlikte yağma, gasp, tecavüz, giyotinde soyluların kellesini uçurmak günlük hayatın parçası oluverdi.
30 Ağustos’ta Türk ordusunun onca cepheyi yarıp, İzmir kıyılarına aç ve susuz bir halde, tüfeklerindeki son mermiyi harcayarak ulaşmaları, atların yollarda çatlayıp ölmesine rağmen suvarilerin tabiri caiz ise yalınayak koşmaları, içlerindeki gücün serbest kalması, hırsın galebe çalması ve adeta zincirden boşalmışçasına hürriyet koşusuna katılmaları başka bir biçimde izah edilemez. Birliklerin geçtiği, yanmış yıkılmış köylerde bile halkın askerlere su ve ekmek uzattıklarını, “Yanan yıkılan ev yeniden yapılır, ancak vatan elden giderse ev yapacak ve yaşayacak yer kalmaz” dedikleri unutulmamalıdır.
Zafer haftası çok önemlidir.
Eğer hiçbir şey yapamıyorsanız, bayramlarda şehit kanları ile sulanmış Türk bayrağını balkonunuza asın.
Bir milletin ferdi olduğunuzu göstermek için bu bile yeter…
Her il bir İZMİR, her yer vatanın vazgeçilmez bir parçasıdır…
Taner TÜMERDİRİM






Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!