Prof. Dr. Levent Seçer
İnsan ömrünün tümüyle tükendiği bir ülke olmak şu an gerçeğin adı bu . Bir de korkarak mutsuz yaşamak daha da acı veriyor insana.
Birilerinin kendilerini tek söz sahibi kılanların sergilediklerine bakınca, içinden çıkılmaz adı konulamayan zamanı yaşamak kaçınılmaz değil mi? Okumayan, körleşmiş ve duyarsız toplumlar aynı zamanda mutsuz korkak olurlar, cehaletin adı, gördüğüne değil duyduğuna inanan bir toplum ve işte gelinen noktada sonun başlangıcı bu. Bugün tüm yaşananların sorumlusu da bu cahil toplumun duyarak inandıkları değil mi? Aslında bir kısır döngüdür bu.
Okumayan, araştırmayan, hakkını aramayan arayamayan toplumlar körleşir. Körleşen toplumlar duyarsızdır. Duyarsız toplumlar korkaklık ve unutkanlığı bir yaşam biçimi olarak benimser. Siz inadına kendi siyasi geleceğinizi korumak adına sadece sözde siyaset yaparsanız.
Bugüne kadar ortaya çıkaramadığınız akıl ve bilimsel çağdaş değerlerin dışında sürdürdüğünüz anlayıştan vazgeçmediğiniz zaman, felaketin adını koymak zor olmayacak. Siyasetin insan hayatının anlamının olmadığını yansıtan biçimde kullanılması tükenmişliğin diğer bir adı değil mi? Biz buna insan hayatının değerinin olmadığı bir ülke desek daha doğru olacak kanısındayım. Her zaman söylediğim bir gerçek var, cahil bırakılmış okumamış eğitim ve sanat değerlerinin akıl ve bilim ışığının körleştirildiği toplumlarda tükenmişliğin resmini görmek mümkün. Böyle bir toplum gördüklerine değil duyduklarına inanır, sonuç olarak ta sisteme hakim olan anlayışın işine gelir ve istediği gibi sürükler sürüyü önüne katarak. Yani sürü kör bir toplum yaratmanın adıdır. Bir ülkede geleceğine halk değil de birileri karar veriyorsa burada aranacak şey tükenmişlik değil mi? Nasıl yaşayacağına halk karar verdiği sürece huzur ve sevginin insanca yaşamanın adını koymak mümkün olacaktır.
Bugün tarihi bile inkar edebiliyorsak, Atatürk düşünce ve sevgisini yok sayıyorsak, aydınlıktan nasıl söz edebiliriz. Buna sebep olanların duyarsızlığını düşündükçe var olması gereken güzel duygular tükenmiş demektir. Anayasa da 25-26 fikir ve düşüncelerin paylaşılması suç olmaktan ayrılmış, ama düşünen yazan konuşan insanın özgürlüğü bile yok. Şimdi bunun sancısını bu ülke ağır biçimde ödüyor bana göre. Aydınlığı çağdaş özgür değerleri insan hayatını cumhuriyeti demokrasiyi özgür biçimde konuşabilmek işte özlenen tablo bu olmalı. Ancak kör ve duyarsız toplumlarda yazı eskimez, hep aynı acımasızlığı, korkuyu, baskıyı, ezilmişliği, zulmü, yaşayan halk buna artık alıştırılmıştır. Karanlığın egemen olduğu toplumlar bu korkunun içinden asla kurtulamazlar. Duyarsız ve kör toplumda düşüncelerin iğdiş edilmesi. Milliyetçilik adına, Tanrı adına insanların acımasızca sömürülmesi vakayı adliyedendir!.. Ne yazık ki toplumun büyük bölümü bu durumun farkında değil. İnanç saygınlığına olan sadakatinin içinde konuşamayan suskun korkak bir durumda. Ama gerçeklerin farkında olanların büyük bölümü ise sinmiş ya da satın alınmış korkaklardır. Geriye kalan zaten bu sistemi asıl sürdürenlerdir.













Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!