‘’Yeraltında fay kırıklarından önce kırılan ar damarlarıdır. Malzemeden çalmanın arkasında Ahlak Hırsızlığı, demokrasiden çalmanın arkasında Hukuk Kapkaççılığı, Siyaset Yankesiciliği ve Kamu Yönetimi Kalpazanlığıdır!’’(*1)  Bugün birileri bu suçlamayı yapsa; ‘’halkı kin ve öfkeye teşvikten ya Silivri’de ya da Demirtaş’ın hücre komşusu olarak Edirne cezaevinde olurdu!’’  Türkiye, 2023 Yılının Şubat ayında Doğu ve Güneydoğuda 7,7 şiddetinde oluşan depremle sarsıldı. Türkiye Cumhuriyetinde ilk kez tüm yetkilerin (Yasama- Yürütme ve Yargı) sadece Recep Tayyip Erdoğan’a teslim edildiği için Yangın, sel gibi afetlere bakanlar, devlet görevlileri, TSK Cumhurbaşkanının emiri olmadan adım bile atamazlardı. Saray’da ne yapılacağı tartışılırken muhalefet, özellikle Kılıçdaroğlu ve Belediye Başkanları yanlarında aldıkları İtfaiye elemanları, yardım ekipleri ile afet bölgesine gittiklerinde devlet oralara ulaşamamıştı. Hâlbuki Marmara Depreminde TSK en geç üç saat içinde afet bölgelerinde önlemlerini almış, toplanma alanlarını tespit etmiş, sahra hastanelerini kurmuş uzman birlikler le kurtarma çalışmalarına başlamıştı. Kızılay, süratle kan bağışı, barınma çadırlarına varıncaya kadar görevinin başındaydı. EMASYA Protokolü (EMNİYET-ASAYİŞ- YARIMLAŞMA) Polisin yeterli olmadığı yerlerde, güvenliği ve ulaşımı TSK içinde kurulmuş birliklerin afet dönemlerinde devreye girecek güçlerdi. 1999 Yılında Marmara Depreminde önemli işler başaran bu protokol 2010 yılında o kumpaslar arasında AKP iktidarınca ortadan kaldırılmıştı. Dağcı Nasuh Mahruki öncülüğünde kurulan AKUT ekibi ve madencilerden oluşan kurtarma ekipleri binlerce kişiyi kurtarmışlardı. AKP iktidarı bu ekibi de ortadan kaldırmış, yerine AFAT Kurduruldu, İmam Hatip ve İlahiyat mezunu İsmail PALAKOĞLU: AFAD MÜDAHELE GENEL MÜDÜRÜ olarak atandı. Afet sonrası sala, cenaze namazı kıldıracak biri gerekli diye mi kuruldu? Neden olmasın! Afetlerde enkaz altında kalanların kurtulması için İlk gün ve ikinci gün çok önemlidir. 2023 Yılında oluşan deprem afetine müdahalenin iki gün geç, üstelik başıboş, düzensiz başlatılması 7. günde bile enkaz altından canlı insan kurtarıldığın göre, geç kalınmasının binlerce insanın göz göre göre ölüme terkedilmesi değil mi? Bunun hesabını kim verecek? Erdoğan, eleştiren herkese hakaretler ettikten sonra 2003 Yılında Bingöl Depreminde söylediklerini her zaman olduğu gibi unutmuş, bu felaketi işine geldiği için Kadere bağlamıştı.  ‘’Biz kader planına inanmış insanlarız. Bu afetler kader planı içinde vardır. Bu felaketler dün de olmuş, yarında olacaktır!’’ Diye suçu kadere bağlarken çaktırmadan suçu Allah’a atmıştı. Bu gerekçe bile halkı ‘’ahmak’’ yerine koymak değil midir? ATV’de Erdoğan destekçisi Nihat Hatipoğlu bile ‘’kadere değil bilime inanacağız!’’ Dedi. Ahmet Hakan-bir zamanlar muhalif takılırken kâğıda sarılmış kadehinde viski içtiği dönemde AK Trollerce kaburgasının kırılması yanında omurga kaybına da uğramıştı Yıllardır Erdoğan aşkı nedeniyle ailesince yok sayılmayı bile göze alan Abdulkadir Selvi nedense bir türlü Erdoğan’a kendini beğendirememiş ‘’Ahmet’ten öğren de gel!’’ diye azarlanmışken: ‘’Emriniz olur’’ deyip secdeye varmıştı. Her azar yediği günlerdeki gibi… 1961 Anayasasına konulan Ova ’ya ev yapma yasağını AKP niçin ortadan kaldırdı? TV’lerde bile yandaş sözde artistlerin rol aldığı İmar Affı nedeniyle yandaşlara ve AKP’ye gelir olsun diye yapılan reklamlar bugün binlerce insanın ölümü, toprak altında kalması, çocukların babasız annesiz kalmasını sağlamıştı! 2019 Yılında Erdoğan imar affı nedeniyle Kahraman Maraş’ta: ‘’İmar Barışı ile 144 bin 556 vatandaşımızın sorunun çözdük! Müjdesini vermişti. Şimdi Maraşlı vatandaşların çoğu binaların enkazının altında kaldılar. Kızılay, AKP döneminde kara para aklama aracı yapıldı. Erdoğan ailesi babalarının malı olarak gördükleri  tüm kurumları şahıslarına bağladılar Amik Gölünü kuruttular, Amik Ovasının üzerine hava alanı yaptılar.  2019 Yılında çıkarılan İmar Affına şeytanın aklına bile gelmeyecek bir madde koydular: ‘’Hasarlı dairenin, binanın depreme dayanıklılığından bina sahibi sorumludur!’’ Altında Erdoğan’ın imzası vardı! Bilim insanları hükümeti önceden uyardıklarını belgelerle anlatırken Gözyaşlarını tutamıyorlardı. Bunlar bilimin gözyaşlarıydı… Devlet bilime değil kadere inanıyordu. Ama onlar yine saraylarında mutlu Halk enkaz altında ölümü bekliyorlardı… Yıldız AKALIN  (* 1) 2003 yılında Bingöl Depremi sonrasında Erdoğan bu eleştiriyi yapmıştı:   (**2) Naci Görür, Ahmet Ercan ve birçok Deprem uzmanı, Hollandalı Deprem uzmanı deprem olacağını raporlarla çok önceden bildirmelerine rağmen önlem alınmadı.