Bu sıralarda sayısı giderek artan, çocuklarının rahatsızlığı nedeni ile yardım talebinde bulunan ebeveynlerden mesajlar alıyorum. Gönlümüz hepsinin sağlığından ve iyileşmesinden yana… Ancak bunlara bizim gücümüz yetmez. Yapacağımız üç-beşyüz liralık yardımlar maalesef devede kulak bile değil.
Düşünüyorum da; sağlık kuruluşları, sağlık müdürlükleri ve bakanlık yetkilileri çocukların yaşatılması için kendilerine yapılan müracaatlara yanıt veremiyorlar ise, bizler ne yapabiliriz? Ayrıca ülkemizin zenginleştiğini, milli gelirimizin arttığını söyleyen bakanımız, devletten yüksek rakamlı ihaleler alan iş insanlarımız acaba bu talepler karşısında acaba ne cevap veriyorlar?
Valilikten onay alarak kapı-kapı dolaşan ebeveynlere bütçe imkanları doğrultusunda yardımcı olmak her şeyden önce bir insanlık görevi… Tıpkı çöpten geçinen, Pazar yerlerinde sebze artıklarını toplayan insanlara yardım ederek yatağımızda rahat uyuyabilmek adına yaptığımız gibi…
İşin aslını ve astarını eski TV. Programlarında yapımcıların nakletmesi ile öğrenir, geniş halk kitlelerine ulaşan sesleri ile aydınlanırdık. Şimdilerde yiyemiyeceğimiz yemeklerin nasıl pişirildiği, gidemiyeceğimiz yerlerin ne kadar cazip olduğuna, satın alamıyacağımız evlerin güzelliğine dair programlar dışında bir yapım yok…
Sosyal medya gurupları üzerinden çok sayıda ilaç satışına gelince…
Aynı mucizevi melhem üzerine pek çok senaryo kurgulayıp yayınlayarak prostat, diz ve bel ağrısı gibi hastalıklara müşteri toplayan, her seferinde farklı bir doktorun ağzından reklam yapanlara ne demeli? Rekabet piyasası kurulu bunlarla hiç mi ilgilenmez? Bunlar gerçekten yararlı ürünler üretip satıyorlar ise neden sağlık bakanlığının tavsiyesini ve eczanelerin ilaç raflarındaki yerlerini almazlar? Herşeyden önemlisi halk sağlığını bu kadar yakından ilgilendiren bir konuda sağlık açısından denetlenmez? Neden devlet kendi kanallarında bunların zararları hakkında yayın yapmaz?
Bana gelince, ne kadar rahatsız edici bir kalem oldum değil mi?
Ancak akletmek ve bunun sonucunda okuyup araştırmak, sorgulamak insan olarak hem medeni açıdan hem de dini emirler bakımından görevimiz “Oku” diyor, “Akletmezmisin?” diyor. İnsan sağlığı zaten iyice hafife alınan bir unsur haline geldi. Koca, koca hastaneler yapıldı teşhisler süper ama tedavi sürekliliği yok… Ağız tadı ile bir balık bile yiyemez olduk. Ülkemize satılan ve geri dönüşüm için gönderildiği ifade edilen avrupanın çöpleri her halde öğütülüp denize dökülüyor ki, çiftlik balıklarında bile naylon parçacıkları tespit edilebiliyor.
Bizdeki derin deşarj sistemlerinde yanlış bilinen bir uygulama bütün kıyı kentlerimizde geçerli. Her kent’te arıtma tesisleri yok. Olsa bile çalıştırılması hatırı sayılır maliyetlere uzanıyor. Bırakın kanalizasyon atıklarını, çöp suyunun bile arıtılmadan toprağa salındığını biliyoruz. Türkiye’ye gönderilen hurdaların bir zamanlar radyasyonlu çıktığını da unutmadık.
Çevre bakanlığının işi çok zor. Her şey paraya, bu işlerle mücadele için planlı bütçe ve personel teminine bağlı. Kontrol mekanizmasını yapmak için bir değil, binlerce personel lazım. Okyanuslar bile temizlenmeye muhtaç hale geldi. Bizim iç denizlerimiz ise acaba ne durumda? Sahilden belli bir uzaklığa ve derinliğe gönderilen evsel ve sanayi atıklarının, kimyasalların imha olmadığı, üzerlerindeki su yükünün ağırlığı ile sadece su çukurlarında parçalanmaya bırakıldığını bütün çevreciler biliyorlar. Bazı ülkeler, bu tür atıkları yok etmek için fay kırıklarını kullanıyorlar. Çözüm olurmu bilinmez? Tuna nehri temizlendiği zaman uydu fotoğraflarından karadenize döküldüğü bölgedeki kirlilik gözlenmiş, bunun boğazlar yolu ile marmara denizine nasıl taşındığına şahit olmuştuk.
Oysa denizlerimiz bizim için bir besin cenneti idi. Bugün bulunduğumuz Akdeniz kıyılarında bile balık popülasyonunun nasıl azaldığını, daha çok dip ve çamur balıklarının yaşamaya çalıştığını izliyoruz.
Denizlerin dili yok. Bağırıp, çağırıp yardım isteyemiyorlar. Tıpkı ormanlarımız gibi…
Hoş çocukların var da neler oluyor acaba? Bizim şunun şurasında az bir ömrümüz kaldı. Artık genç ve sağlıklı değiliz. Bizden sonrakiler çöplerini nerede saklarlar bilemem ama, daha az çöp çıkartmak için bir çalışma yapmak lazım. Zaten bundan sonra balığı da akvaryumda yetiştirmemiz gerekecek…
Yine “Allah yardımcımız olsun” demekten başka bir şey yapamıyoruz…
Akledelim, sorgulayalım…
Taner TÜMERDİRİM






Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!