İnsanın kendinde, “var oluşu ile birlikte” taşıdığı birçok özelliği vardır.

İnsan olmak ve insanca yaşayabilmek, insana yakışması gerektiği gibi davranabilmek... oldukça dikkat ve emek isteyen bir durumdur.

''İnsan onuru'' insanın sırf insan olması nedeniyle değerli ve “saygıya layık” bir varlık olması anlamını taşır.

İnsan onuru terimi, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir ve bir devletteki anayasacılığın “gerçek” olup olmadığının, yani devletin anayasal bir hukuk devleti olup olmadığının da bir göstergesidir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 2. maddesinde Cumhuriyetin niteliklerini sayarken “insan haklarına saygılı devlet” ifadesini kullanmıştır.

Bu ifade Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve anayasasının kendisine temel olarak "insanı" aldığını göstermektedir.

O halde insan haklarını korumak ve uygulanmalarını sağlamak devletin temel görevlerinden biridir.

İnsan, hem hukukun hem de devletin temelidir.

İnsan, başka hiçbir özelliğine bakılmadan “değerli” bir varlıktır.

İşte insanın sırf insan olması nedeniyle değerli ve saygıya layık olmasına insan onuru denildiğini çok iyi kavramamız ve her yönden korumamız beklenir.

Kendisinin her şeyden önce vicdanlı olması ve yüksek karakter özelliklerini taşıması gerekir.

Size teslim edilmiş bir ''emanete'', bir ''güçsüze'' onun onurunu kıracak, bedenini ve ruhunu yaralayacak bir davranışta bulunmanın haklı bir gerekçesi asla olamaz.

Hiç kimsenin böyle bir hakkı yoktur.

Kendisine bir devlet, kamu görevi yüklenmiş birisinin insan onuruna uymayan davranışlarda bulunması "asıl görevini kötüye kullanmış" olduğunu gösterir ve suçtur.

Bizler hoş görmek istesek de bu durum işin doğasına aykırıdır.

Çağdaş eğitim bilim ve insan hakları buna göz yumamaz.

Önce vicdan ve adalet gelir.

Bilgi ise çok daha ileriki sıralarda yerini alır.

Hele bu olay bir eğitim alanı içerisinde ise, yıllar sonra bile sorgulanır.

Hesap sorulur.

Suç olarak kabul edilen davranışlar da "günü gelir" cezalandırılır.

''İnsanlık onuru'' ve ''güzel ahlak ilkeleri'' bunu gerektirir.

Anayasalar bunu şu biçimde belirtir:

 ''İNSANLIK ONURU DOKUNULMAZDIR''.

Anayasa insanlık onurunu koruma altına almıştır.

Aksi durumlar suçtur.

''MENSCHEN WÜRDE İST UNANTASBAR''.

Federal Almanya Anayasa Mahkemesine göre, insan onuru, insanın kisilik değerini ve bağımsızlığını kapsamaktadır ( BVerfGE 30, 39 vd.)

Latince kökenli sözcük olan Mobbing herkes tarafından bilinmektedir günümüzde.

Bu söz “psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek” anlamlarına gelir.

En iyi açıklanabilir anlamıyla “yıldırma” veya “iş yerinde psikolojik terör” anlamlarıdır.

Olumsuz etki yapacak ''laf atma'', ''haksız görevler vermek'' de buna dahildir.

Son yıllarda birçok kurum bu olaylarla çalkalanmaktadır.

Davalar ve cezalar gündemdedir hep.

Hiyerarşik yapılanmaların olduğu yerlerde denetimler de yoksa, gücü elinde tutan kişi bir başkasına, kendinden güçsüz olana psikolojik yollardan baskı uygulamasıdır.

Son dönemde birçok alanda disiplinler arası çalışılan bir konu haline gelmiştir.

Bilirsiniz, Katolik kilisesi bu tür dedikodularla, söylentilerle yüzlerce yıl uğraştı.

Papazların, rahiplerin, keşişlerin taciz, baskı ve kötü muamele yapabildikleri biliniyordu ve bu konuda konuşmak bir tabu idi.

Ama artık bugün, Katolik kilisesi de her türlü istismarı ve uygulanan şiddeti bir suç olarak kabul ediyor.

Özellikle cinsel tacizler açığa çıkarılıyor.

Davalar açılıyor, suçlular cezalandırılıyor.

Örneğin Alman polis örgütünde erkek meslektaşları tarafından baskı ve taciz ile karşılaşmış ve dayanamayıp intihar etmiş bayan memurlar da olmuştur.

Birçok dava da açılmıştır.

Bu konuda benim ilk söylemek istediğim şudur:

- Bizde olur böyle şeyler... ya da " Boş ver!" denildiğinde ne düşünmeliyiz?

Eğitim almış, öğretmenlik yapmış, yöneticilik yapmış, aile kurmuş kişilerin konuşmalarında bu tür baskı ve şiddeti hoş görür, normalmiş gibi dillendirir olmaları çok üzücü bir durumdur.

Kendi onurunuzu ve gururunuzu, ruhunuzu, varlığınızı, yaşamınızı, canınızı ne kadar çok korumak ve sevmek durumunda iseniz, en az o oranda güçsüzlere ve size emanet edilenlere de öyle davranmalısınız.

Bir yandan çok yurtsever, demokrat, aydın vb olacaksınız, ülkenin siyasetini, dünyanın gidişatını sorgulayacaksınız, tüm haksızlıklara karşı çıkacaksınız, sivil toplum örgütlerinde görev alacaksınız ama bir insan onuru ve güçsüzü koruma konusuna gelince söz, ''ya işte'' diye başlayan cümleler kuracaksınız...

'Olur, olur, sen boş ver bunları'' diyebilenler de olur mu dersiniz?

Olmaması gerekir.

Çağdaş hukuk devletini kendi yönetimi için seçmiş ve uygulayan ülkelerde insan haklarını korumak ve gözetmek devletin birincil görevlerindendir.

Son yıllarda toplum üzerine uygulanan her türlü algı yönetimine ve insanların duyarsızlaştırılmasına ve devletin demokratik eksiklikler göstermesine ve hukukun üstünlüğünün gün geçtikçe yitirilir olmasına rağmen her kesimden yurttaşların bu konularda aydınlatılması ve bilinçlendirilmesi yine de hepimizin görevidir.

Bunun başka yolu ve bakış açısı yoktur.

Çağdaş haklarını ve yükümlülüklerini bilmeyen, kavramayan, anlamayan yurttaşlar ne yazık ki ne kendilerini, ne çevresini, ne de ülkesinin kurtuluşunu düşünebilir ve bu yolda bir davranışta bulunabilir.

Kendini çağdaş ve uygar bir hukuk devleti olarak kabul etmesini ve bunun tüm koşullarına da uymasını beklediğimiz, istediğimiz Türkiye Cumhuriyeti ancak böylelikle halkına refah ve mutluluk verebilir.

Önümüzde kısa bir süre kalan “seçimler” cumhuriyet tarihinin en önemli bir geçiş dönemini gösterecektir.

Yurttaşların, seçmenlerin üzerindeki yük son derece ağırdır.

Günlük sorunlarla uğraşan ve oldukça da yılgın ve tükenmiş bir durum içinde olan geniş halk tabakaları ne yazık ki ülkenin temel sorunu olan “parlamanter, demokratik, anayasal hukuk devleti” olmamız gerçeği üzerinde düşünce ve fikir üretmek yerine günlük yapay konularla, boş gündemlerle uğraşmakta ve üzerilerinde uygulanan algı operasyonlarının etkisi altında kalmaktadır.

İnsan olarak, yurttaş olarak özgür irademize, onurumuza ve özgürlük bilincimize çok daha sahip çıkabilmeliyiz.

Çok zor koşullar içerisinde bulunan TÜRKİYE önündeki seçimden sağlıklı, bilinçli ve yurtsever yurttaşların, seçmenlerin dikkatli ve ilerisini düşünerek verecekleri oylar ile aydınlık günlere doğru yol alacaktır.

İnsan “ne için” yaşar, yaşamalıdır... diye düşünebilmeliyiz.

Sağlıklı, huzurlu, adil bir refah toplumunda yaşamak için, mutlu günler görmek için sizlere selamlarımı iletiyorum.

Öğretmen Gönen ÇIBIKCI, 09 NİSAN 2023,