-Gezdim, gördüm, yazdım- Türk Eğitim Derneği dokuzuncu ve son Türkiye gezisini Doğu Anadolu Bölgesi’ne yani Anavatanına yaptı. (2022). Ben de bu gezilerden aldığımız ilhamla memleket sevgisini, Anavatan sevgisini, dilim döndüğünce; nâçizane dile getirmek istedim. Vatan, sınırları yasalarla belirlenmiş toprak parçasıdır. Ama sadece toprak parçası olmayıp aynı zamanda da kutsaldır. Kutsaldır! Çünkü değerlerimizi ve kültürel zenginliklerimizi orada koruma altına alabilmekteyiz. Yine bu kutsallık, bir milleti millet yapan değerlerin, alametlerin o topraklar üzerinde güvende olmasından gelir. Toprak, durduğu yerde, öylesine vatan olmaz. O toprağın vatan olması için canla başla mücadele edenler olmuştur. O uğurda can verenler olmuştur. “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” (Mithat Cemal Kuntay) Vatan evdir, hürriyettir, istiklaldir, bağımsızlıktır, bayraktır, şereftir, namustur ve anadildir. "Gerçek vatan aslında dildir. Vatandan en hızlı, en kolay uzaklaşma dil yoluyla olur ve hatta en sessizce gerçekleşen yol da budur." (Wilhelm Von Humboldt) Bu kutsal değerler için mücadele edenlere kahraman “şehit” denir. Türkiye’yi vatan yapan bu kahramanlardır, şehitlerdir. Bu kahramanlar Alparslan ile birlikte Türkiye topraklarına ayak basmışlardır. Türkiye'nin doğusundan girmişlerdir Anadoluya. İz birakmaya Ani isimli antik kentten baslamışlardır. Menuçehr Camii, Hasan Harakani Türbesi, Divriği Ulu Camii, İshak Paşa Sarayı, Büyük Ocak Cemevi, Yakutiye Medresesi, Şerafettin Sabûnî Darüşşifası, Sahibiye Medresesi, Buruciye Medresesi, Karatay Medresesi, Mevlana Türbesi, Hacı Bektaş-ı Veli Türbesi, Selimiye Camii…, yüzlerce köprü, kervansaray, han-hamam, bugüne kadar gelen baslica izlerdendir. Nerede bir türbe, yatır, mezar taşı varsa orası Türk toprağıdır! Kültür ve medeniyetin doğup büyüdüğü topraklardır ki oralar; artık bu topraklar kutsallık kazanmıştır. Her zaman vatan olarak kalacaktır. Vatan sevgisi üzerine çok sözler söylenmiş, kitaplar yazılmış, şiirler kaleme alınmıştır. Şöyle ki: “Bastığın yerleri -toprak- diyerek geçme, tanı! Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı! Sen şehit oğlusun; incitme, yazıktır atanı! Verme dünyaları alsan da bu cennet vatanı!” (Mehmet Akif Ersoy) “Dedem koynunda yattıkça benimsin ey güzel toprak; neler yapmış bu millet, en yakın tarihe bir sor bak!” (Süleyman Nazif) “Bu vatan toprağın kara bağrında, sıradağlar gibi duranlarındır. Bir tarih boyunca, onun uğrunda; kendini tarihe verenlerindir.” (Orhan Şaik Gökyay) “Ey Türk! Vur, vatanın bâkirlerine, günahkâr gömleği biçenleri vur; kemikten taslarla şarap yerine, şehitler kanını içenleri vur!” (Mehmet Emin Yurdakul) “Vatan ne Türkiye'dir Türklere ne Türkistan! Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan!” (Ziya Gökalp) “Memleketim! Memleketim ne kadar geniş: Dolaşmakla bitmez, tükenmez gibi geliyor insana. Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum... Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum ve güneye, pamuk işleyenlere gitmek için, Toroslardan bir kere olsun geçemedim diye utanıyorum.” (Nazım Hikmet) “Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini. Yok mudur kurtaracak baht-ı kara maderini!” (Namık Kemal) “Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini; bulunur kurtaracak baht-ı kara maderini.” (Mustafa Kemal Atatürk) Evet bizler dokuz senede, Türkiye’nin önemli yerlerini gezdik, dolaştık. Vatan hasretimizi bir nebze de olsa giderdik. Çeşmelerinden suyunu içtik, havasını teneffüs ettik. Değişik yörelerin yemeklerini tattık, endemik bitkilerini tanıdık, türkülerini ve şarkılarını, hoyratlarını, aşıkların atışmalarını dinledik, sıra gecelerine katıldık. İnsanlarıyla sohbet ettik ve sonunda ülkemize bir kere daha hayran olduk. Allah (c.c.) Türkiye’yi kendi elleriyle sanki özene bezene yaratmış. Kendi boyasıyla boyamış. Dört mevsimin yaşandığı bir ülke Türkiye. İnsanlar meyve ve sebzeleri mevsiminde tüketebiliyorlar. Aynı zamanda yarımada. Türkiye toprakları üzerinde yaşayan, ama nerede yaşadığını bilmeyen, bilse de fark etmeyenlere önerim şudur ki: Ne olur Türkiye’yi doğudan başlayarak dolaşın. Türklerden önceki ve sonraki durumuna şahit olun. Atalarımızın bıraktığı tarihi eserleri ve onların miraslarını, mezarlarını ziyaret edin! O zaman anlayacaksınız; ne kadar büyük bir servetin üzerinde oturup da o servetin kıymetini anlamadığınızı ve Batılıların neden Türkiye üzerinde planlar kurduklarını. Sevgili analar, babalar, çocuklarınıza ve gençlerinize vatanınızı tanıtın! Türkiye Cumhuriyeti devletini yönetenler; Türk halkı, vatanını ve üzerindeki değerlerini tanımıyorsa eğer, siz de görevinizi yapmıyorsunuz demektir. Öğrencilerimizi il il gezdirerek tanıttınız mı ülkemizi, Türk mutfağını, Türk insanını, Türk Kültür ve Medeniyet Tarihini? Türk izlerini sürdünüz mü öğrencilerle birlikte bölge bölge? Atalarımızdan kalan mirasların neler olduğunu bizzat yerinde göstererek hatırlattınız mı gençlerimize? Gençlerimiz Türk büyüklerini yani kendi atalarını ne kadar tanıyorlar? Kars’ın peynirini, Erzurumun cağ kebabını, Eğin’in Lök tatlısını, Karadenizin çayını, fındığını, Antep’in fıstığını, Ege’nin incirini, Arapgir’in reyhan şerbetini, Ezine´nin peynirini, Torosların yaylalarını, Mardin´in tarihi kent sokaklarını, Safranbolu`nun evlerini, Bursa´nın Cumalıkızık´ını ve kestane şekeri ile iskender kebabını ne kadar tanıyor kendi insanımız? Sahil kenarlarına yaptığınız yatırımlar kadar yatırım yaptınız mı diğer bölgelere? Bütün bunları yapmadıysanız, şikayet etmeye hakkınız yoktur! Çünkü insanlar tanımadıkları ve bilmedikleri şeylere düşman olurlar. 40 yıldan beri Türkiye´de yaşayan halklarımız arasındaki bu anlamsız düşmanlığı bitirerek, kardeşlik bağlarını güçlendirmek biraz da sizin elinizde olsa gerek... Rüştü Kam 10.01.2024