İnsan, onu var eden doğadan hızla kopuyor. Kendisinin de doğanın bir parçası olduğunu nedense unutuyor günümüz insanı. Doğadan kopmanın da modern yaşamın bir gereği olduğunu düşünüyor. En ilginci de çağımızın insanının doğadaki varlıkları küçümsemesi. Kendisinin diğer varlıklardan çok ayrı, bağımsız ve üstün olduğunu düşünmesi.
Doğa, çok düzensiz görünse de gerçek böyle değil. Doğanın kendini var eden ve tıkır tıkır işleyen bir düzeni var. Buna sistem diyoruz. Herhangi bir varlık, kendini bu sitemden soyutlarsa adım adım yok oluşa gider. Bir varlığın önemi ve değeri, onu var eden sistemin içindeki, işlevidir. Doğanın her varlığa verdiği yetenek ne gereğinden çok fazla ne de çok azdır. Onun yetenekleri doğada var olmaya yeterli düzeydedir.
Dünya üzerindeki varlıkların hiçbiri, kendini var eden doğadan ve içinde yaşadığı toplumdan kendini soyutlayarak güçlü olup varlığını koruyamaz. Ayrıca sistemden soyutlanarak tek başına kalan varlık kendi güvenliğini sağlayamaz. Bu da onun yaşamda kalmasını zorlaştırır, giderek olanaksız duruma getirir. Ayrıca doğanın sistemi dışına çıkan birinin mutlu, erinçli olması beklenemez.
İnsan toplumsal bir varlık... Aslında birçok canlının doğada topluluk içinde yaşadığını gözlemlemekteyiz. Topluluk içinde yaşamak, canlıların günlük gereksinmelerini kolayca sağlayıp yaşamını kolaylaştırdığı gibi onların güvenliğini de sağlar. Hayvanların birçoğuna baktığımızda hep sürü içinde var olurlar. Sürüden ayrılanı kurt kapar, sözü tüm varlıklar için geçerli. Avcı hayvanların birçoğu sürü olarak avlanır. Dünyanın en büyük yırtıcısı kabul edilen erkek aslan sürüsünden ayrıldığında uzun süre yaşayamaz. Çünkü tek başına avlanamaz. Avlanamadığında aç kalıp ölür. Ayrıca başta sırtlanlar olmak üzere büyük yırtıcıların ve güçlü otçul sürülerinin saldırılarına tek başına karşı koyamaz. Bu da onun güvenliğini tehlikeye düşürür. Yine yırtıcılara av olan birçok otçul tür de kendilerini avcılardan korumak için sürünün güvenliğiyle korunur. Sistem içindeki yerini koruyan canlılar yaşamını sürdürür.
İnsanoğlu; bir karınca sürüsünden, bir kovanı paylaşan balarılarından, her yıl mevsimler değiştiğinde kıtalararası yer değiştiren göçmen kuş sürülerinden ders alıp bir şeyler öğrenmiyorsa bu üzücü bir durum. En küçük canlı bile topluluk içinde güçlüdür. Kendi türdeşleriyle varlığını ve güvenliğini sağlar. Tek başına güçsüz görünen bir canlı, türdeşleriyle çok güçlü olur. Orada kimlik, kişilik, güven ve erinç kazanır.
Hayvanlar dünyasında türdeş bireyler arasında dayanışma söz konusu da bitkiler arasında böyle bir şey yok mu? Atalarımız: Üzüm üzüme baka baka kararır, sözüyle en iyi üzümlerin bir bağın doğal, güvenli, türdeşlik dayanışması ve ilişkisiyle var olabileceği anlatmakta. Bir ağaç ormanda, bir çalı çalılıkta, bir ot otlakta, bir diken dikenlikte, bir meyve meyvelikte güzeldir. En güzel gül, gülistanda yetişir.
Türlerin kendi aralarındaki birlik, doğal sistemde var olmasını sağlar. Ayrıca her türün doğada bir görevi, varlığının bir nedeni var. Bunun ayırdına varmak gerek.
Bir gün bir dostumuzun evine gitmiştik. Orada başka dostlarımız da vardı. Ünlü bir belgesel kanalı açıktı televizyonda. Hayvanlarla ilgili bir belgeseli çocuklarla izlemeye koyulmuştum. Zaman zaman dostlarımız da ekrana göz atmaktaydı. Aslan sürüsü uzun bir uğraştan sonra bir Afrika antilobunu, sürüsünden ayırıp üzerine çullanmıştı. Bir dişi aslan, antilobun boynuna dişlerini geçirmiş boğuyordu. Ekrana göz atan kadın arkadaşlarımızdan biri: “Bu ne vahşet? Bu acımazsızlığa nasıl dayanıyorsunuz? İğrenç ötesi bir şey bu görüntüler…” dedi. Biraz da çocukların bu belgeseli izlememesi yönünde bir ses tonu vardı. Ses tonunu el, yüz, kaş, göz devinimleriyle de destekledi.
Çocukların gözleri hep birlikte kadına döndü. İçlerinden biri: Burada bir vahşet yok, yalnızca doğanın kurallarına göre davranılıyor. Aslında aslan, antilop sürüsüne iyilik yapıyor, dedi. Kadın: “Böyle iyilik mi olur?” diye sordu kendi kendine. Çocuklardan biri: “Eğer aslanlar ve diğer avcılar antilopları yemese onların nüfusları çok artacak, bir süre sonra onlara otlaklar yetmeyecek. Böylece antilop sürüsü açlıktan toptan yok olacak. Bu, daha mı iyi?” diye soruya soruyla karşılık verdi. Çocuklardan diğeri: Aslanlar, antilopların hasta ve yaşlılarını gözlerine kestirip onları avlıyor, dedi. Kadıncağız, bu doğal düzeni hiç usuna getirmemişti sanırım. Bu gerçeği işitince şaşırdı.
İnsan, doğal sistemin içinde yer alan bir canlı. Onu sitemin dışına çıkarmakla yok ediliş uçurumunun kıyısına ittiğimizin ayırdında değiliz. İnsan da topluluk içinde yaşamak zorunda. Doğadan, insandan, toplumdan soyutlanmış bir insan yaşamı çok sorunlu olur. Bu durum, onu yaşamda tutamaz. Toplumsal yaşam, insana hem köklü bir eğitim sağlarken hem de onu güvenli bir yaşama kavuşturur. Çünkü insan sosyalleşirse insan olur.
Besin zincirinin en üstünde yer alan insan hepçildir. Hem ot hem de et yer. Bu nedenle doğal düzen içinde her türlü canlıyı korumak zorunda. Doğal sistemin halkalarından biri koptuğunda düzen değişir, tümünün yaşamı tehlikeye düşer. Bu nedenle olaylara, olgulara bakarken ve onları yorumlarken sistemsel bakıp düşünmeli. Bu bakış açısı bütünsellik içerir. Bütünsel bakmadan bir olguyu, olayı çözümleyici bir yorumla ele almak olanaksız.
Nasıl doğanın bir sistemi varsa olayların, olguların, durumların, toplumların da bir sistemi var. Toplum, bir sistem içinde çalışıp var olur. Bu sisteme kısaca “biz” olmak diyebiliriz. Ziya Gökalp’in “Ben, sen yokuz; biz varız” sözü burada da bize dersi veriyor. Olayları, durumları, olguları bireyler üzerinden değil; sistem üzerinden anlayıp yorumlamalı. Hangi alanda olursa olsun bireyler değil, sistem belirleyici. Siyaset, eğitim, sağlık, yargı, ekonomi ve diğer alanlarda olup biteni var olan sistem üzerinden değerlendirmeli. Sistemi sorgulamayan sen-ben kısır tartışmaları, kavgaları boşuna emek harcamaktan başka bir şey değil.
Yanlış giden sistem değişirse sen-ben değişir. Birey, sisteme uymak zorunda kalır. Birçok alanda değişik sorunlar karşımıza çıkıyorsa bunları, bireyi önceleyerek çözmek olanaksız. Hastalık bedende. Bu nedenle tüm beden sağaltılmalı. Bedeni sağaltmak için de doğa anadan öğrenmeli yolu yöntemi.
Adil Hacıömeroğlu





Yorumlar
0 yorumBu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yap!